Emrullah Taştan

2015 YAZ KUR’AN KURSU MEHMETÇİK İMAM HATİP ORTAOKULU KAPANIŞI

2015 Kuyulu Camii Yaz Kur’an Kursunun Güngören Mehmetçik İmam Hatip Ortaokulu’ndaki son gününde değerli öğrencilerimiz için hazırlanan program; Ana sınıfı öğrencilerinin Kur’an-ı Kerim okuyuşuyla başladı. Okul müdürü Mehmet AYDIN ve Kur’an Kursu öğreticilerimizden Ayşe KUMRU AYDIN’ın yaptığı konuşmayla öğrencilere teşekkür edilerek, aldıkları eğitimi hayat boyu örnek bir Müslüman birey olarak yaşamaları nasihat edildi. Öğrencilerimizin yaz boyunca katılımlarıyla gösterdikleri başarıyı kutlamak için de kendilerine dondurma ve balon ikram edildi.

Yaz Kur’an Kursu eğitimlerine bir hafta süreçli olarak Kuyulu Camii’de devam edilecektir. Yapılan eğitim ve hizmetlerde bizlere destek olan tüm hocalarımıza, cami görevlilerimize ve gösterikleri ilgi için velilerimize teşekkür eder, Allah’tan rıza dileriz.

 

ALLAH’I BİLİR MİSİN ?

ALLAH’I BİLİR MİSİN?

Abdullah bin Mübarek, bir gün yolda gidiyordu. Önünde birkaç koyunla bir çoban çocuk gördü. Ona acıdı ve; “zavallı, çocuklukta çobanlık yaparsa, büyüdükte Allah’ın ibâdet ve mârifetine nasıl erişir?” dedi. Sonra kendi kendine; “Gideyim, ona Allah’ı tanımakta bir mesele öğreteyim” deyip, çocuğun yanına geldi ve:

-Evlâdım, Allah’ı bilir misin? buyurdu.

Çocuk:

-Kul nasıl sâhibini bilmez?” dedi.

-Allah’ı ne ile biliyorsun?

-Bu koyunlarımla.

-Bu koyunlarla, O’nu nasıl bilirsin?

-Bu birkaç koyun çobansız işe yaramaz. Bunlara su ve ot verecek, kurttan ve diğer tehlikelerden koruyucu birisi lâzımdır. Bundan anladım ki, kâinat, insanlar, cinler, hayvanlar ve canavarlar ve bu kanatlı kuşlar bir koruyucuya muhtaçtır. Bu binlerce çeşit mahlûkatı korumaya kâdir olan, Allah’tan başkası değildir. İşte bu koyunlarla Allah’ı böylece bildim.

-Allah’ı nasıl bilirsin?

-Hiçbir şeye benzetmeden bilirim.

-Böyle olduğunu nasıl bildin?

-Yine bu koyunlardan.

-Nasıl?

-Ben çobanım. Onların koruyucusuyum. Onlar benim korumam ve tasarrufumdadırlar. Onlara dikkatle bakıyorum. Ne onlar bana benzerler, ne de ben onlara benzerim. Buradan, bir çoban koyunlarına benzemezse, Allah’ın elbette kullarına benzemeyeceğini anladım.

Abdullah bin Mübârek:

-İyi söyledin. İlimden bir şey öğrendin mi? buyurdu.

Çocuk:

-Ben bu sahrâlarda, nasıl ilim tahsîl edebilirim, dedi.

-Peki başka ne öğrenmişsin?

-Üç ilim öğrendim. Gönül ilmi, dil ilmi ve beden ilmi.

-Bunlar nelerdir, ben bunları bilmiyorum.

-Gönül ilmi şudur ki, bana kalp verdi ve kendi mârifet ve muhabbeti yeri eyledi ki, bu kalp ile O’nu bileyim. O’nun sevdiklerine gönülde yer vereyim, sevmediklerine yer vermiyeyim ve böylelerinden uzak olayım.

Dil ilmi şudur ki, bana dil verdi ve dili zikretmek, O’nun ismini söylemek yeri eyledi. Bununla O’nu hatırlatanları dile getirmeyi, O’ndan bahsetmeyen sözden onu korumayı, böyle sözden uzak olmayı îmâ etti.

Beden ilmi şudur ki, bana beden vermiştir ve onu kendine hizmet yeri eylemiştir. Böylece O’na hizmet olan her şeyi yaparım, hizmet olmayan şeyi ise bedenimden uzaklaştırırım.

Abdullah bin Mübârek, bunun üzerine:

-Ey çocuğum! Evvelki ve sonraki ilimler, senin bana bu öğrettiklerindir! dedikten sonra, ‘Ey oğul, bana nasîhat ver’ buyurdu.

-Ey efendi! Âlim olduğun yüzünden belli oluyor. Eğer ilmi Allah rızâsı için öğrendiysen, insanlardan istemeyi, beklemeyi kes. Yok, dünyâ için öğrenmişsen, Cennet’e kavuşamazsın.

İslam toplumlarında bilim ve gelişmesi

İslam toplumlarında bilim ve gelişmesi

İslam Toplumlarında Bilim

İslam Bilimi deyince ne anlaşılmalı?İslam topraklarında bilimsel çalışmalar ne zaman başladı,ne zaman duraklamaya girdi ? İslam topraklarındaki bilime ivme veren nedir ? Kuran mı yoksa eski bilim mi ? Yunan klasiklerinin Arapça’ya çevrilmesinde Hıristiyanların, Süryanilerin ve çeşitli halkların katkıları olmuş mudur? Asiler, Gazali’nin ders notlarını görünce ne dediler de Gazali yeniden 4 yıl medreseye devam etti? Gazali,neyi savundu?

Katip Çelebi,Gazali’nin eseri İhyau Ulum’id-din için

” Eğer bu eser hariç, tüm İslami eserler tahrip olsaydı, İslamiyet yine de bir şey kaybetmezdi. ”derken kim “Gazali’nin tasavvufa dair İhyau Ulum’id-din adlı kitabı yalan hadislerle doludur” demiştir?

Büyük Selçuklu veziri Nizam-ül Mülk’ü öldüren sınıf arkadaşı kimdi? İslam topraklarındaki bilim İspanya’ya ne zaman ve nasıl geçti? İslam topraklarındaki ansiklopedistlerde ve bu arada Erzurumlu İbrahim Hakkı’da ilkel de olsa evrim kuramının izleri olduğunu biliyor musunuz? Erzurumlu İbrahim Hakkı hangi etkiler sonucu bilim dışı görüşleri savunmaya başladı? Ben sizi bir kısımını buraya yazabildiğim soruların yanıtlarıyla yüzyüze getireciğim.

Önce İslam Dünyasındaki Bilgelere ve İlgi Alanlarına Göz Atalım:

Cabir Ibn Hayyan (Geber)Kimya (Kimyanın babası) öl: 803
Al-Asmai Zooloji, Botanik, Animal Husbandry. 740 – 828
Al-Khwarizmi(Algorizm)Matematik,Astronomi,Coğrafya.(Algorithm,Algebra, calculus) 770 – 840
‘Amr ibn Bahr Al-Cahiz,Zoologi, Arap Grameri, Rhetoric,Lexicography
776 – 868
Ibn Ishaq Al-Kindi (Alkindus)Felsefe, Fizik, Optik, Tıp,Matematik, Metalurji.800 – 873
Sabit Ibn Kurra (Thebit)Astronomi, Tıp, Geometri, Anatomi.836 – 901
‘Abbas Ibn Firnas, Mechanics of Flight, Planetarium, Artificial Crystals. öl:888
Ali Ibn Rabban Al-Tabari,Tıp, Matematik, Caligraphy, Literature.838 – 870
Al-Battani (Albategnius),Astronomi, Matematik, Trigonometri.858 – 929
Al-Fargani (Al-Fraganus)Astronomy, Civil Engineering.C. 860
Al-Razi (Rhazes)Tıp, Ophthalmology, Smallpox,Kimya,Astronomi.864 – 930
Al-Farabi (Al-Pharabius),Sosyologi, Logic, Felsefe, Siyaset Bilimi,Muzik.870 – 950
Abul Hasan Ali Al-Mesudi,Geography, History.öl: 957
Al-Sufi (Azophi) Astronomi 903 – 986
Abu Al-Kasim Al-Zahravi (Albucasis),Surgery, Medicine. (Father of Modern Surgery) 936 – 1013
Muhammad Al-Buzcani,Matematik, Astronomi, Geometri,Trigonometri.940 – 997
Ibn Al-Haytam (Alhazen)Fizik, Optik, Matematik.965 – 1040
Al-Mawardi (Alboacen),Siyaset Bilimi, Sosyoloji, Jurisprudence, Ethics.972 – 1058
Abu Reyhan Al-Biruni,Astronomi, Matematik. (Dünyanın Çevresini ölçtü)973-1048
Ibn Sina (Avicenna) Tıp, Felsefe, Matematik, Astronomi.981 – 1037
Al-Zarqali (Arzachel)Astronomi (Usturlabı bulmuştur).1028 – 1087
Omar Al-Hayyam,Matematik, Şiir.1044 – 1123
Al-Gazali (Algazel)Sosyoloji, Teoloji, Felsefe.1058 – 1111
Müslüman Toledo’nun(1085), Korsika ve Malta’nın(1090), Provence ‘in(1050), Sicilya (1091) ve Kudüs (Jerusalem (1099)’ın düşması.Birkaç Haçlı Seferi Müslüman kaynaklarının,yaşamlarının,mülklaerini,kurumlarının ve alt yapısının yüzyıllık bir dönemin üzerinden birinci hasar dalgası.
Abu Bakr Muhammad Ibn Yahya (Ibn Bajjah)Felsefe, Tıp, Matematik, Astronomi,Şiir, Muzik.1106 – 1138
Ibn Zuhr (Avenzoar)Cerrahi, Tıp.1091 – 1161
Al-Idrisi (Dreses)Coğrafya (Dünya Haritası, İlk küre).1099 – 1166
Ibn Tufayl, (AbdubacerFelsefe, Tıp, Şiir.1110 – 1185
Ibn Ruşd (AverroesFelsefe, Law, Tıp, Astronomi, Teoloji.1128 – 1198
Al-Bitruji (Alpetragius)Astronomy öl: 1204
Müslüman kaynaklarının, yaşamlarının, mülklerinin, kurumlarının ve altyapısının yüz on iki yıllık bir sürenin üzerinde ikinci hasar dalgası. Haçlı Seferleri (1217 – 1291) ve Moğol istilaları (1219 – 1329). Haçlılar, Kudüs’ten Müslüman İspanya’nın batısına kadar Akdeniz boyunca etkindi. Müslüman Kordoba’nın (1236), Valencia’nın (1238) ve Seville’nin (1248) Düşüşü. Doğudaki en Müslüman sınırdan, Orta ve Batı Asya, Hindistan, İran ve Arap anavatanına kadar Moğolların hasarı. Bağdat’ın Düşüşü (1258) ve Abbasi Halifeliği’nin sonu. İki milyon Müslüman Bağdat’ta katledildi. Önde gelen Müslüman medeniyet merkezlerindeki başlıca bilimsel kurumlar, laboratuvarlar ve altyapı imha edildi.
Ibn Al-Baitar Eczacılık,Botanik, Öl: 1248
Nasir Al-Din Al-Tusi Astronomi, Öklitçi Olmayan Geometri.1201 – 1274
Celaleddin Rumi Sosyoloji1207 – 1273
Ibn Al-Nafis Damişki, Anatomi1213 – 1288
Al-Fida (Abdulfeda)Astronomi, Coğrafya, Tarih.1273 – 1331
Muhammad Ibn Abdullah (Ibn Battuta)World Traveler. 75,000 mile voyage from Morocco to China and back.1304 – 1369
Ibn Haldun,Sosyoloji, Tarih Felsefesi, Siyaset Bilimi.1332 – 1395

Ulug Bey,Astronomi,1393 – 1449

Müslüman kaynaklarının,yaşamlarının,mülklerinin,kurumlarının ve alt yapısının üçüncü hasar dalgası. İspanya’da Müslüman egemenliğinin sonu'(1492). Granada’da Vivvarrambla halk meydanında bilim, edebiyat,felsefe ve kültür üzerine bir milyon ciltten fazla eser yakıldı. Afrika,Asya ve Amerika’da kolonileşme başladı.

Herhangibr başka yerdeki kıyaslanabilir bir gelişiminden iki yüz yıl önce,Türk bilimadamı Hezarfen Ahmet Çelebi,Galata Kulesi’nden havalanıp Boğaz üzerinden uçtu.Elli yıl sonra,Çelebi ailesinin bir diğer bireyi Logari Hasan Çelebi,ateşleme yakıtı olarak 150 okka( yaklaşık 300 pound) barut kullanarak ilk insanlı roketi gönderdi.

Güney Hindistan’da Misore Sultanı Tipu (1783-1799) dünyanın ilk savaş roketinin mucididir. Srirangapatana’da İngilizler tarafından ele geçirilen roketlerden ikisi,Londra’daki Woolwich topçuluk müzesi’nde sergilenmektedir. Roket motor muhafazası çok gözenekli çelikten yapılmıştır. 50 mm çapında ve 250 mm uzunluğundaki roket,900 metreden 1.5 km’ye kadar menzil performansına sahiptir.

(Dr.A.Zahoor:http://users.erols.com/zenithco/index.html)

İslamın Yükselişi ve Düşünce/ Bilim

İslam’ın yükselişi birden bire oldu. 632 yılında Hz.Muhammed’in ölümünden daha beş yıl geçmeden izleyicilerinin orduları hem Pers ve hem de Roma ordularını kesin bir şekilde yenilgiye uğrattılar. Bundan sonra uzun yıllar, karşılarına hiçbir kuvvet çıkamayacaktı. 8. yy’da İslamiyet, Orta Asya’dan İspanya’ya kadar uzanan geniş bir alanda egemenlik kurdu. Afrika ve Asya’daki Roma sömürgeleri,büyük öneme sahip Küçük Asya’nın(Anadolu) dışında Arapların ellerine geçti. Orta Asya’dan Hindistan içlerine uzanan Pers İmparatorluğu da aynı durumda idi. O zamandan itibaren bu geniş bölgenin büyük bir kısmı ortak bir kültür,ortak bir din ve ortak bir dille,birkaç yüzyıl kadar da ortak bir hükümete ve serbest ticaret koşullarına sahip olacaktı. Daha da uzun bir zaman din ve hac, Fas’tan Çin’e kadar,bilgin ve şairlere serbest geçiş sağladı.

Bu yayılma, kısa vadede, kültür ve bilimi büyük ölçüde etkiledi. O zamanın Arapları, uygarlığın (medeniyetin) yabancısı değillerdi. Kendi kurdukları kentler vardı ve Roma İmparatorluğu’ nun doğu ticaretinin örgütlenmesinde esaslı bir işlev görmüşlerdi.Ayrıca savaşlar ve fetihler, onları yeni halklar ve kültürlerle tanıştırdı. Fetihlerin kolaylığı, Akdeniz’in kentsel uygarlığını yerli halkın rızası ile ele geçirdiklerini gösterir. O tarihlerde halkın çok azı,giderek etkisizleşen bir hizmet karşılığı boyuna ağırlaşan vergiler koymaktan başka bir işe yaramayan imparatorluk yönetimini savunmak yanlısı değildi. Hıristiyanlığın resmi din olması gerçeği,İmparatorluğun Asya ve Afrika bölgelerindeki nüfusun direnmesine yardım edeceği yerde bu direnmeyi engelledi.Çünkü dalalet mezheplerine bağlı olan büyük çoğunluk müslüman Halifeler yönetiminde,ortodoks imparatorlarca yönetilmdikleri zamanlara oranla cezalandırılma tehlikesinden daha uzaktılar.”

İslam güçleri, işgal ettikleri bölgelerde kendi memuriyet gelirlerini sağlama bağladıktan sonra yerel ve kentsel ekonomilere karışmak yanlısı değillerdi. Şam’daki Emevi Halifeliği, tamamen Yunan yönetmenlerce ve Yunanca yönetiliyordu. Buna bağlı olarak İslam’ın kendine özgü bir ekonomik sistemi olmadı.Askeri kumandanın önceleri tam-kan Araplara münhasır olduğu,fakat sonraları Roma’daki gibi herhangi bir becerikli maceracının eline geçtiği son aşamaların klasik kentsel ekonomisinin basit bir şekli idi. Kölelik ortadan kalkmadı; ama köle arzının azlığından,bunlar artık sadece ev içi hizmetlerde kullanılır oldu. Kölelerin sürü halinde olduğu yerlerde kitle isyanları eksik olmadı. Örneğin Basra Körfezindeki güherçile ocaklarında zenci Zanj’ların isyanı Roma devrinin Spartaküsçülerinin isyanı kadar dehşetli oldu. Arazi,serf durumundaki,ağır şekilde vergilendirilmiş reaya tarafından ekilip biçiliyordu. Bunlar da sık sık isyan ettiler. Toplumcu(komünist) Karmatianların böyle bir isyanı yüzyıldan fazla sürdü.

Ticaretin canlanması ile klasik çağlara oranla tüccarların önemi daha bir arttı. Gerçekten de İslamın birliği, Roma İmparatorluğunun sıkıntılarla dolu son yıllarında yitirdiği geniş bölgenin yeniden tek bir yönetim altında ve daha da genişleyerek birleştirilmesine ve ademi merkezileştirilmesine olanak hazırladı,bu da ticareti büyük ölçüde artmasına yolaçtı. Korodoba’dan Buhara’ya dek müslümanlarca fethedilen hiçbir yerde,Roma gibi imparatorluğun kanını emen ve ekonomisini baskı altında tutan bir merkez olmadı. Mekke siyasi,ekonim ya da kültürel değil daima dini merkezdi. Sardece İskenderiye, Antakya ve Şam gibi eski kentler,yaşamlarında yeni bir canlılığa kavuşmakla kalmadılar;her tarafta Kahire,Bağdat ve Kordoba gibi aynı tarzda yeni kentler kuruldu. Bütün bu kentler birbirleriyle sürekli ilişki içindeydiler ve ürünlerinin farklılığı hem ticaretlerinin hem de teknik gelişmelerinin bir dayanağını oluşturdu. Bunlardan başka ,İslam kentleri, Roma İmparatorluğundaki durumun tersine,geriye kalan Doğu dünyasından kopuk değildi. İslam, Asya ve Avrupa biliminin odak noktası olmuştu. Sonuç olarak Yunan ve Roma teknolojisi bakımından oldukça yabancı ve erişilmez bir dizi yeni icat,aynı pota içinde toplanabilidi. Bunlara çelik, ipek, kağıt ve porselen gibi maddeler dahildir. Bu maddeler de 17. ve 18. yy’larda Batının büyük teknik ve bilimsel devrimine yol açacak daha sonraki gelişmelerin temelini oluşturdular.”

(J. Bernal, BilimTarihi, s: 191-192)

Ünlü Bilim Kenti: Bağdat

8. yüzyıl ortasında Dünyanın en ünlü kentlerinin listesine bir şehir daha eklenmişti: Bağdat . İlk Hıristiyan yüzyıllarında Mezopotamya bölgesinin ortası ve güneyi Perslerin elindeydi ve bunların başkenti şimdiki Bağdat’ın yakınlarında olan Ktesiphon’du. Bağdat, Farsça “Tanrıverdi” anlamına gelir.Bağdat, 750 de kuruldu. 1258′ de yıkıldı. Kurucusu, Abbasi halifesi Mansur (Ebu Cafer). Dört yıl süreyle binlerce sanatkar, işçi, mimar, duvarcı, tuğlacı, marangoz, dekoratör, daire şeklinde bir modele göre bu güzel şehri oluşturdular. Şehri kuşatan üç sur vardı: Merkezinde halifenin sarayları ve konakları bulunuyordu. On yıl içinde bu genç başkent, huzurun, bilimin ve estetiğin kaynaştığı bir şehir oldu. Şairlerin anlattığına göre yerler, gül suyuyla yıkanıyordu. Yolların tozu miskti. Her yerden yeşillikler ve çiçekler fışkırıyordu. Kuşların cıvıltısı, huzuru besleyen doğal bir müzik şöleni gibiydi. Flüt sesleriyle hurilerin gümüş sesi birbirine karışıyordu. Bağdat, beşyüz yıl Doğu dünyasının parlayan bir kültür merkezi olarak kaldı.

( Bağdat bilgileri:S. Mahmud,İ.T., s: 112,Ortadoğu s: 18)

“Binbir Gece Masallarını ” okumayan, halife saraylarının ününü duymayan var mıydı?

Bağdat’ ta hafif yapılı kemerler, çöldeki serap gibi iç açıcıydı. Orada sanatçının eli, duvarların ağırlığını hantallığını kaldırmıştı. Şadırvanların suları, beyaz mermer kaplara akar ve insan, akanın su mu, yoksa mermer mi olduğunu anlayamazdı. Tüm duvarlar, tüm tavanlar, acaip nakışlarla cümlelerin çizilmiş ve yazılmış olduğu kabartma bir halı gibiydi. Arap yazısı, Arap nakışları gibi karışıktı, girintili çıtkıntılıdır. Yazıların yanında nakışlar, bilinmeyen bir dilde yazılar gibiydi. Yazılarda tanrı ve Muhammet övülür, halifelerin sarayı göklere çıkarılır ve insanların yaşadığı konutların en güzeli olduğu söylenir.”

CAMİ CEMAATİMİZDEN KUR’AN TALEBELERİ

“Sadakanın en üstünü, kişinin bir ilim öğrenip sonra da onu müslüman kardeşine öğretmesidir.”
[ Hz.Muhammed Mustafa (S.A.V.) ]
Cami cemaatimizden 20 kişi ile İkindi Namazı sonrasında gerçekleşen buluşmalarda, Kuyulu Camii Müezzini Zeki DEMİR hocamız tarafından yapılan Kur’an-ı Kerim derslerimiz devam etmektedir.
Katılmak isteyenleri bekleriz; ilmiyle amel edenlerden olmak duasıyla.

HAFTA SONU ÖĞREN, ÖMÜR BOYU OKU!

Hafta içinde okul eğitimlerine devam ederken, hafta sonu da Kur’an-ı Kerim eğitimlerini bırakmayan öğrencilerimizle Cumartesi günleri Kış Kursumuzda derslerimiz işlenmektedir.
Kursumuzun amacı; tatil boyunca Yaz Kur’an Kursu eğitimi ile Kur’an-ı Kerim okumayı öğrenen öğrencilerimizin, kış döneminde aldıkları eğitimle bilgilerini kendi yaş gruplarıyla pekiştirmelerini sağlamak ve yeni öğrencilerimizi de onların eğitim seviyesine ulaştırabilmektir.
Kayıtlarımız ikinci dönem dersleri için devam ediyor; acele ediniz…

ÂHİRETE İMAN

İL : GENEL

TARİH : 26.02.2016

ÂHİRETE İMAN

Kardeşlerim!

Okuduğum âyet-i kerimede Yüce Rabbimiz, şöyle buyuruyor: “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve herkes, yarın için ne göndermiş olduğuna baksın. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.”1

Kardeşlerim!

Bir cuma günüydü. Peygamberimiz (s.a.s) minberde iken bir adam mescide girdi ve onun konuşmasını keserek, “Ey Allah’ın Resûlü, kıyamet ne zaman kopacak?” diye sordu. Sahâbe, soruyu soran kişiye susmasını işaret ettiyse de o, aynı soruyu üç kez tekrarladı. Efendimiz, namazı kıldırdıktan sonra, “Kıyametin ne zaman kopacağını soran kişi nerede?” dedi. O adam, “Benim, Yâ Resûlallah.” diyerek cevap verdi. Peygamberimiz, “Kıyamet için ne hazırladın?” buyurdu. O adam, “Benim çok fazla amelim yok. Ancak ben Allah ve Resûlü’nü gerçekten seviyorum.” dedi. Bunun üzerine Resûlullah Efendimiz, “Kişi sevdiğiyle beraberdir, sen de sevdiğinle beraber olacaksın.” buyurdu.2

Allah Resûlü (s.a.s), bu hadisiyle o büyük güne, hesap vaktine daima hazırlıklı olmamız gerektiğini vurguluyordu. Kıyametin ne zaman kopacağından çok daha önemli olan, bizim ona ne kadar hazır olduğumuzdu. Kıyamete hazırlık ise, Rabbimizi ve peygamberimizi gönülden sevmekten, Allah ve Resûlü’nün istediği doğrultuda bir hayat sürmekten geçiyordu.

Kardeşlerim!

Öldükten sonra dirilmeye, mahşere, hesaba, âhiret gününe iman etmek, dinimizin temel esaslarından biridir. İnancımıza göre mebde yani her şeyin Allah tarafından yoktan yaratıldığı, meâd yani bâkî olan Allah dışında her şeyin bir gün yok olacağı inancı birbirinden ayrı düşünülemez. Varlığın hakikatini, hayatın anlamını, yaratılışın gayesini bilmeyen, ölümü, ölüm ötesini, yeniden dirilişi, kıyameti, hesabı, âhireti anlayamaz. Âhiretin, bizim ebedî yurdumuz, sonsuz ikamet mahallimiz olduğunu kavrayamaz.

Aziz Müminler!

Rabbimiz, Kerim Kitabımızda, anlamsız ve gayesiz yaratılmadığımızı, başıboş bırakılmadığımızı, ölümle birlikte yepyeni bir hayata doğacağımızı bizlere haber vermektedir. Dünyanın bizler için aldatıcı bir meta olduğunu sıklıkla hatırlatmaktadır. Hayatın dünyadan ibaret olduğu fikrinin, kişiyi inkâra sürükleyeceğini bildirmektedir. Âhireti yok sayan bir dünyanın oyun, eğlence, gösteriş ve övünmeden ibaret olduğunu vurgulamaktadır.

Kardeşlerim!

Fâni olan dünya hayatı, ebedî âhiret hayatına giderken konakladığımız geçici bir menzildir. Bizler, ebedî yurdumuzu, âhiretimizi bu dünyada kazanacağız. Dünya bir imtihan yeriyken, âhiret hesap, sırat, mizan, cennet ve cehennem safahâtıyla hakikatin ve mutlak adaletin zuhur edeceği yerdir. O gün, dünya hayatında yaptığımız her hayrın mükâfatını göreceğimiz gibi, işlemiş olduğumuz her günahın da hesabını vereceğiz. Kimseye zerre miktarı haksızlık yapılmayacaktır. Bu şuurla hayatını tanzim eden bir kişi, sürekli kendini hesaba çekecektir. Allah’ın huzurunda vereceği hesabı düşünecek, haramdan, günahtan, kötülükten uzak durmaya çalışacaktır. Şerrin kilidi, hayrın anahtarı olmak için çabalayacaktır. Helâl, sevap ve iyilik peşinde bir hayat sürme idealinde olacaktır. Bu inanç ve anlayışın yerleştiği bir toplum da elbette barış, huzur ve güven toplumu olacaktır.

Kardeşlerim!

Mizanda salih ameli ağır basanlar, ahirette kurtuluş ve felaha ereceklerdir. İyilikleri hafif gelenlerse, kendilerine yazık etmiş olduklarını itiraf edeceklerdir. Unutmayalım ki; cennet, tohumunu bu dünyada ektiğimiz bir bahçedir. Cehennem ise, ateşini bu dünyadan götürdüğümüz bir ocaktır.

Hutbemi şu dualarla bitirmek istiyorum:

“Allah’ım! Bize dünyada iyilik ver, âhirette de iyilik ver ve bizi cehennem azabından koru!”3

“Allah’ım! Ebedî yaşayacağım ahiret hayatımı benim için hayırlı eyle! Hayatı her türlü iyiliği artırmama vesile kıl! Ölümü de her türlü kötülükten kurtuluşuma vesile eyle!”4

1 Haşr, 59/18. 2 Tirmizî, Zühd, 50. 3 Bakara, 2/201. 4 Müslim, Dua, 71.

NEPAL’DE GÜNGÖREN İSLÂM KÜLTÜR MERKEZİ PROJESİ TAMAMLANDI

HAKCA-DER (Haznedar Kuyulu Camii Eğitim-Kültür ve Sosyal Yardımlaşma Derneği), İHH İnsani Yardım Vakfı ve Güngörenli hayırseverlerin destekleriyle Nepal’de 2014 yılında yapımına başlanan Güngören İslâm Kültür Merkezi projesi tamamlandı.
İçinde mescit, kadın ve çocukların ders göreceği sınıflar, konferans ve toplantı salonları, kütüphane, yemekhane ve misafirhanenin yer aldığı proje Nepalli Müslümanların hizmetine açıldı.Desteğini esirgemeyen bağışçılarımızdan Allah razı olsun.

EN GÜZEL İSİMLER O’NUNDUR

İLİ : GENEL

TARİH : 29.01.2016

EN GÜZEL İSİMLER O’NUNDUR

Aziz Müminler!

Okuduğum âyet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “O, yaratan, yoktan var eden, şekil veren Allah’tır. Güzel isimler O’nundur. Göklerdeki ve yerdeki her şey O’nu tesbih eder. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.”1

Okuduğum hadis-i şerifte ise Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Allah’ın doksan dokuz ismi vardır. Kim bu isimleri öğrenip gereğiyle amel ederse cennete girer.”2

Kıymetli Kardeşlerim!

Hepimizin müminler olarak Yüce Rabbimize karşı görev ve sorumluluklarımız vardır. Bunların başında O’nu tanımak, O’na inanmak, O’nun varlığını ve birliğini kabul etmek, bir an olsun O’nu akıldan çıkarmamak gelir. Verdiği nimetlere karşı şükrün bir tezahürü olan ibadetlerle O’na yakınlaşmaya vesileler aramak gelir.

Yüce Rabbimiz, kendisinin pek çok güzel isminin olduğunu bildirmiş ve bu isimlerle kendisine dua etmemizi istemiştir. 3 Kerim Kitabımızın pek çok âyetinde bu isimlerle kendisini bize tanıtmıştır. Efendimiz (s.a.s) de Yüce Allah’ın doksan dokuz ismi olduğunu bildirmiş ve bunları tek tek saymıştır.

Kardeşlerim!

Bir mümin için asıl olan, sadece Allah’ın isimlerini ezberleyip okumak değildir. Bu isimlerin anlamlarını öğrenmek ve bu isimlerle Allah’a duada bulunmaktır. Asıl olan, bu ilâhî sıfat ve isimlerin öğrettiği anlamlarla hayatı mâmur etmektir.

Yüce Rabbimiz, Rahman’dır, Rahim’dir. Çok bağışlayan, çok esirgeyendir. Dünyada bütün canlılara, bütün insanlara, ahirette ise müminlere karşı merhametlidir. O halde, mümin, nefsine uyup haddi aşmış bile olsa, Allah’ın engin rahmetinden umudunu kesmemelidir. Allah’ın, kendisine ortak koşulması dışında bütün günahları bağışladığını bilmelidir.4 Son nefese kadar tövbe kapısının açık olduğunu ve imtihanın sürdüğünü asla unutmamalıdır. Allah’ın sonsuz merhametini uman mümin, öncelikle kendisine şefkat ve merhameti şiar edinmelidir. Gönlünü kin, nefret, husumet, zulüm gibi kötülüklere esir etmemelidir.

Allah Sabûr’dur, sonsuz sabır sahibidir. Her şeye gücü yettiği halde, kendisine karşı haddi aşanları, nankörlük ve türlü saygısızlık yapanları cezalandırmakta acele etmez. Mümin de Cenâb-ı Hakk’ın Sabûr isminden nasibini alarak sabrı kuşanmalıdır. Türlü sıkıntı ve musibetler karşısında O’na sığınmalı ve O’na güvenip dayanmalıdır.

Kardeşlerim!

Yüce Rabbimiz, Rezzak’tır. İsteyene istediğini verendir. Sonsuz cömertlik sahibidir. Mümin, “Ey ruhumun ve bedenimin gıdasını yaratıp veren Rezzâk!” dediği zaman bilir ve inanır ki, Allah onun rızkına kefildir. Bu rızık vakti gelince kişiyi bulur, bunun kendisine ulaşmasını hiçbir kuvvet engelleyemez. Yeter ki mümin, üzerine düşen sorumluluğu yerine getirsin.

Allah Refîk’tir, Halîm’dir. Nezaketi, kolaylığı, lütuf ve ihsanı sever. Öyleyse mümin de hilm sahibi olmalıdır. Nezaketi, sevgi ve saygıyı elden bırakmamalıdır. Cömertliği kendine şiar edinmelidir.

Kardeşlerim!

Rabbimiz, her daim bizimledir. Bizi, yalnız, yardımsız, desteksiz, sahipsiz bırakmaz. Bize bizden daha yakındır. Gerçekten görmek için bakarsak, her doğrunun, her kemâlin, her cemâlin yanı başında O’nun eserini buluruz. O’nun dosta karşı dostumuz, külfete karşı yardımcımız olduğunu fark ederiz. Bize gösterdiği bu ilgi ve sevgiyi karşılıksız bırakmak, Gerçek Dost’a karşı büyük bir hak bilmezlik ve nankörlük olmaz mı?

Hutbemizi Rabbimizin, kendisini bize tanıttığı şu kutsi hadis ile bitirmek istiyorum: “Kulum beni zikrederken onunla beraberim. O beni kendi başına zikrederse, ben de onu kendim zikrederim. O beni bir topluluk içinde anarsa, ben onu o topluluktan daha hayırlı bir topluluk içinde anarım.”5

1 Haşr, 59/24. 2 Buhârî, Şürût, 18. 3 A’râf, 7/180. 4 Zümer, 39/53. 5 Buhârî, Tevhid, 15

MADAYA İÇİN ACİL YARDIM VAKTİ

Suriye’deki rejim güçlerinin bölgeye yardım malzemelerinin girmesine izin vermemesi sonucu Madaya ve çevresinde insanlar açlıktan hayatlarını kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya.
Kardeşlerimizin, yaşadıkları bu zorlu yaşam mücadelesine destek ve yardımcı olmaya yönelik Kuyulu Camii Kadın Kolları’nın planlayıp düzenlediği yiyecek kermesimiz için Cuma Namazı çıkışında maddi / manevi hayırlarda bulunan cemaatimiz ile bölge halkımıza teşekkür ederiz.
Rabbimiz, hayırlarını / dualarını kabul etsin; emeği geçen herkesten razı olsun dileriz.

İMTİHANIN ADI: FİTNE

İLİ : GENEL

TARİH : 15.01.2016

İMTİHANIN ADI: FİTNE

Aziz Kardeşlerim!

Okuduğum âyet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Sizden sadece zulmedenlerle sınırlı kalmayacak fitneden sakının. Ve bilin ki, Allah’ın cezası oldukça şiddetlidir.”1

Okuduğum hadis-i şerifte ise Peygamber Efendimiz (s.a.s) şöyle buyurmaktadır: “Şüphesiz bahtiyar kimse, fitnelerden uzak kalandır. Bir musibete uğradığında sabredendir. Yazıklar olsun fitneye sebebiyet verenlere ve destek olanlara!”2

Aziz Müminler!

Kerim Kitabımızda farklı anlamlarda kullanılan fitne kelimesi aynı zamanda “imtihan” anlamına gelir. Kimi zaman canımızla imtihan oluruz. Kimi zaman sahip olduğumuz ve nice emeklerle biriktirdiğimiz malımız ve mülkümüzle imtihan oluruz. Kimi zaman göz aydınlığı evladımızla imtihan oluruz. Kimi zaman yüzümüzü güldüren bir sevincin adıdır imtihan. Kimi zaman başımıza gelen bir musibettir imtihan.

Kardeşlerim!

Kimi zaman da imtihanımız, türlü huzursuzluklara, karışıklıklara sebep olan fitne karşısındaki tutumumuzdur. Yüce Rabbimiz, fitnenin öldürmekten daha kötü, daha korkunç olduğunu belirtir. Peki fitne neden bir insanı öldürmekten daha kötü ve korkunç olarak takdim ediliyor bizlere? Çünkü fitne, kin ve husumete sebep olur. Kardeşliğimizi ve birliğimizi sarsar, gücümüzü zayıflatır. Fert ve toplumların güne ve yarına dair umudunu yerle bir eder.

Fitne, insanların onurlarını, şeref ve haysiyetlerini zedeler. Fitneyle iştigal etmek zihni kirletir, gönlü kirletir, dili kirletir. Fesat peşinde koşan ve insanları birbirine düşürmek için çalışanlar, sadece şeytanın amacını kolaylaştırırlar. Benliğindeki fitne duygusu, kişinin yalnız kendisini değil, aynı zamanda toplumu ve hatta insanlık ailesini tarumar eder. İşte bu nedenledir ki, Yüce Rabbimiz ve Peygamber Efendimiz, fitneyi değil, ıslahı; çatışmayı değil, kaynaşmayı esas almamız hususunda bizleri sıkça uyarır. Kerim Kitabımız, fitne çıkararak huzursuzluk ve kargaşaya neden olanların ahirette ağır bir cezaya çarptırılacaklarını bildirir.3

Kardeşlerim!

Tarih, fitnenin sebep olduğu nice yıkımlara, nice kıyımlara, nice karanlık dönemlere şahit olmuştur. Geçmişte yaşanan kavgaların, savaşların, katliamların birçoğunun temelinde fitne vardır. Biz de geçmişte türlü fitnelere maruz kaldık, türlü fitnelerle imtihan edildik. Bugün de ülke olarak, millet olarak en ağır imtihanlardan geçiyoruz. Birlik beraberliğimize kast eden ve bizi birbirimize düşürmek isteyenlerce fitne ateşi her geçen gün bütün şiddetiyle körükleniyor. Pek çok kardeşimiz ve masum insan, fitnenin sebep olduğu hain saldırılarla, vicdan ve insafını kaybetmişlerin sınır tanımayan vahşetleriyle can veriyor. Cehaletten kaynaklanan taassupla, birtakım mihrakların yönlendirmesiyle her türlü şiddet ve cinayeti meşru gören bir anlayış, kalbimize bir hançer gibi günden güne saplanıyor.

Diğer yandan hiçbir ahlaki değer ve sınır tanımaksızın ortaya atılan ve aslı astarı olmayan ithamlarla diller kirletiliyor, zihinler ve gönüller bulandırılıyor. Fitne ve huzursuzluklara sebep olunuyor. Görsel ve sosyal medyada asılsız söz ve töhmetlerle nice masum insanın onur ve haysiyeti, izzet ve şerefi ölçüsüzce dile dolanıyor. Oysa en büyük fitnelerden biri, bir insanın onur ve haysiyetine kast etmek değil midir? En büyük zulümlerden biri, dili zehirli bir ok haline getirerek nazargâh-ı ilahî olan kalpleri yaralamak değil midir?

Kardeşlerim!

Bizler, geçmişten günümüze her zorluğu, her imtihanı Rabbimizin emirlerine, Peygamberimizin öğütlerine riayet ederek geçtik. Fitne, fesat, kaos ve desiseleri basiretle, ferasetle hep birlikte aştık. Gönülleri bir, hüzün ve kederleri bir, gayeleri bir kardeşler olduk. Öyleyse geliniz, bugün de millet olarak bizi kuşatan, yarınlarımızı tehdit eden fitne ve güçlükleri aşabilmek için rahmet, adalet, hak ve hakikat dini İslam’a sımsıkı sarılalım. Hep birlikte fitne ateşini söndürmenin yollarını arayalım. Bizi birbirimize düşürmeye yönelik tuzak ve komplolara, içimizden ve dışımızdan beslenen fitne uzantılarına karşı uyanık olalım. Farklıklarımızı bir eksiklik, ayrılık ve çatışma nedeni değil, bir zenginlik vesilesi olarak görelim. Kardeşliğimizi, birlik ve beraberliğimizi her türlü aidiyet ve çıkarın üstünde tutalım. Önyargılardan sıyrılarak birbirimizin izzet, onur ve haysiyetini saygın, muhterem ve mükerrem görelim. Allah’a, Peygambere, ahlaki değerlere gönül vermiş müminler olarak fitne ve fesadın değil, ıslahın öncüsü olalım. Boş, asılsız, aslına vakıf olmadığımız, fitneye sebep olan dedikodu ve töhmetin peşinde koşarak ömrümüzü ve zamanımızı israf etmeyelim. Elimizle, dilimizle, hâsılı bütün bir bedenimizle bir gün mutlaka hesaba çekileceğimizi unutmayalım.

Hutbemi şu dua ile bitirmek istiyorum:

Ya Rabbi! Fitnenin esiri olmuş zihin ve gönle sahip olmaktan sana sığınırız. Dillerimizi fitne ateşini tetiklemekten, gönüllerimizi, gözlerimizi, kulaklarımızı hak ve hakikate karşı kör ve sağır kesilmekten muhafaza eyle! Bize kudret ver; haysiyetin ayaklar altına alınmasına müsaade etmeyelim. Bize gayret ver; aramıza öfke, kin ve nefret tohumları ekmek isteyenlere fırsat vermeyelim. Bize vahdet ver; bir olalım, birlik olalım.

Rabbimiz! Milletimizi ve İslam âlemini her türlü fitne ve musibetten muhafaza eyle! Bizleri tevhit üzere sabit kıl!

1 Enfâl, 8/25. 2 Ebû Dâvûd, Fiten ve Melâhim, 2. 3 Bürûc, 85/10