NEPAL GÜNGÖREN İSLAM KÜLTÜR MERKEZİ PROGRAMI GERÇEKLEŞTİRİLDİ

Nepal’ de temeli atılan Güngören İslam Kültür Merkezi yararına düzenlenen program yoğun bir katılımcı eşliğinde gerçekleşti.
Kur’an-ı Kerim tilaveti ile başlayan program, HAKCA-DER Başkanı Nurettin SEYYAR’ ın Nepal ziyareti esnasındaki izlenimlerini anlatması ve İHH Yönetim Kurulu üyesi Sait DEMİR’ in Nepal izlenimlerini ve Nepal’de Müslümanların durumunu anlattığı konuşmasıyla devam etti. Program Grup Yürüyüş’ün coşkulu konseri ile sona erdi.
Program sonunda Güngören İslam Kültür Merkezi yararına gıda kermesi gerçekleştirildi.

SURİYELİ MÜLTECİ AİLELERE YEMEK İKRAMI

Kuyulu Camii Kur’an Kursu olarak, Güngören Bölgesi’nde tespit edilen yardıma muhtaç şekilde ülkemize sığınmış Suriyeli mülteci ailelere “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” hadis-i şerifinin yaşanılan bir sünnet olması adına yemek ikramında bulunuldu.

Allah, emeği geçen herkesten razı olsun… Hayırlarını kabul edip; kendilerine ve çevrelerine karşı sorumluluklarının devamlılığını artırsın.

KARDEŞLİK ÇAĞRISI

RAMAZAN KAYAN

ÇIRA YAYINLARI

Kardeşlik bilinci “ben”in, “biz”e dönüşümüdür… Nefsaniyetten kardeşlik hamiletine evrimdir… Bireyselleşmenin doyumsuzluğundan, kardeşliğin itminanına nailiyettir. Yalnız kendi çin olmaktan öte başkaları için de olabilmektir.

Kardeşlik bilinci, kadeşlikte “mahviyet”tir. “Mahviyet” içinde “mazhariyet”tir. Kardeşlikte var olmak. Kimliksizleştirme, ikişliksizleştirme ve ruhsuzlaştırma operasyonlarına karşı kardeşlikte kendini bulmaktır.

BOŞ ŞEYLERİ TERK EDEREK HAYATI ANLAMLI KILMAK


İLİ : GENEL

TARİH : 22/05/2015

BOŞ ŞEYLERİ TERK EDEREK HAYATI ANLAMLI KILMAK

Aziz Müminler!

Okuduğum âyet-i kerimelerde Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Müminler gerçekten kurtuluşa ermişlerdir. Onlar ki namazlarında huşu içindedirler. Onlar ki boş ve faydasız şeylerden uzak dururlar. Onlar ki zekâtı verirler. Ve onlar ki iffetlerini korurlar…”1

Okuduğum hadis-i şerifte ise Peygamber Efendimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Faydasız söz ve lüzumsuz işleri terk etmesi, kişinin iyi Müslüman oluşundandır.”2

Kardeşlerim!

Yüce dinimiz İslam’ın en temel gayelerinden birisi, insanın hayatını anlamlı kılmaktır. Onun boş, anlamsız ve beyhude her türlü söz ve davranıştan uzak bir hayat yaşamasını sağlamaktır.

Bu nedenledir ki, Kerim Kitabımızda kurtuluşa eren müminlerden şu şekilde söz edilmektedir: “Onlar, anlamsız bir söz işittiklerinde ondan yüz çevirirler ve ‘Bizim işlerimiz bize, sizin işleriniz de size olsun. Selam olsun size. Cahillik edenlerle işimiz yok’ derler.” 3 “Onlar, yalana şahitlik etmezler. Faydasız boş bir şeyle karşılaştıkları zaman, vakar ve hoşgörü ile geçip giderler.” 4

Kardeşlerim!

İslam’ın özünden, yaratılış gayesinden uzaklaşıldığı içindir ki, günümüzde zihin ve gönüller kötü düşüncelere, diller hesabı verilemeyecek lüzumsuz ve beyhude sözlere esir oldu. Bedenler, faydasız işlerde heba edildi. Saygınlıklar, hayasızlıkla tarumar edildi. Ömür sermayeleri, hoyratça tüketildi.

Kıymetli Kardeşlerim!

Oysa Rabbimiz bizi vahiyle, peygamberle terbiye etti; akılla, idrakle ve sayılamayacak nice nimetlerle donattı. Bize yolumuzu ve yönümüzü gösterdi; varlığımız ve yaratılışımızın gayesini öğretti; merhamet, muhabbet ve adalet duygusu lütfetti. Yüce Rabbimiz, bütün bunlara karşılık bizi sorumlu kıldı. Dilimizden dökülen her bir sözün, elimizden sadır olan her bir işin mahkeme-i kübrada hesabının sorulacağını Kerim Kitabımızda defalarca hatırlattı.

Resul-i Ekrem (s.a.s) Efendimiz de, boş ve gereksiz işleri terk edenleri kamil mümin 5 olarak nitelendirdi. “Allah’a ve âhiret gününe inanan kişi, ya hayır konuşsun ya da sussun…” 6 buyurarak kelamımızın anlamlı ve hikmetli olmasını istedi.

Kardeşlerim!

Bilelim ki Allah’ın gazabına neden olan, kişinin kendisine ve çevresine zararı dokunan her iş ve söz haramdır. Dilimizden gelişigüzel, kuralsızca dökülen sözler, kaba ve çirkin ifadeler, yalan, iftira, gıybet, bunların her biri dinimizde yasaktır. İnsanların özel hallerini araştırmaya, insanlar arasında laf taşımaya, fitne ateşini körüklemeye yönelik her türlü kelam boş sözdür, günahtır. Her boş söz ise sadece dilin değil, insanın afetidir. Böylesi sözler, sahibinin şahsiyetini, onur ve haysiyetini zedelediği gibi buna muhatap olan şahsın da hem hakkını ihlaldir, hem de büyük bir vebaldir. Çünkü dilden dökülen her söz sorumluluk gerektirir. Her sözün bir ahlakının olması gerekir. Ahlakı olmayan her söz israftır, günahtır.

Kardeşlerim!

Boş ve gereksiz işler, insanın zihnini meşgul, gönlünü mahkum eder; çok değerli olan vaktini öldürür. Halbuki günümüz insanının en çok ihtiyaç duyduğu, çoğu kez yokluğundan yakındığı nimet, zamandır. Özellikle bugün, kitle iletişim araçlarının çeşitlenip çoğalması, teknolojik imkanların yaygınlaşması ile zamanı verimli ve anlamlı kullanma problemi daha çok hissedilir olmuştur. Üzülerek belirtmek gerekir ki, günümüzde nice ömürler, ekran karşısında anlamsızca tüketilmektedir. Nice hayatlar, nice umutlar, sanal dünyada yalanlar, sahtelikler üzerine inşa edilmektedir. Oysa vahiyle, peygamberle terbiye edilen, akılla desteklenen insan başıboş yaratılmamıştır.

Kardeşlerim!

Öyleyse geliniz, boş ve anlamsız her iş ve sözden, sorumluluk ve muhasebe bilinciyle uzak duralım. Hutbemizi Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in, anlam dolu şu duasıyla bitirelim: “…Allah’ım! Sana teslim olan bir kalp, doğru sözlü bir dil ve güzel bir ahlâk istiyorum. Günahlarımı bağışlamanı ve her türlü hayırdan bana lütfetmeni istiyorum. Bütün şerlerden de sana sığınıyorum…”7

1 Mü’minûn, 23/1-10. 2 Tirmizî, Zühd, 11. 3 Kasas, 28/55. 4 Furkân, 25/72. 5 Buhârî, İmân, 4. 6 Buhârî, Edeb, 31. 7 Nesâî, Sehiv, 61; Hakim, Deavât, 1872

SURİYE OKULUNA ZİYARET

Kuyulu Camii Kız Kur’an Kursu talebeleri “Anne Eli Değmiş Gibi” Sloganıyla Güngören’de bulunan Suriye’den mülteci olarak ülkemize sığınan, çoğunluğu öksüz ve yetim çocukların eğitim gördüğü Sıraç Okulu’nu ziyaret ederek hazırladıkları kek ile meyve suyu ikramında bulundular.

Read more

CAMİİYE GEL PUANINI TOPLA HEDİYENİ AL PROGRAMININ ÖDÜLLERİ DAĞITILDI

Çocukları namaza ve camiye teşvik etme amaçlı düzenlenen ”KUYULU CAMİİ’YE GEL PUANINI TOPLA HEDİYENİ AL” programı sona erdi.
Kuyulu Camii İmam Hatibi Mehmet ŞENYİĞİT öncülüğünde gerçekleşen yarışma kapsamında bir ay boyunca vakit namazlarını cemaatle kılarak puan toplayan çocuklar, hayırseverlerin desteğiyle ödüllerine kavuştu.
Ödül programına Güngören İlçe Müftüsü Yunus BIÇAKCI ve HAKCA-DER Başkanı Nurettin SEYYAR da katılım gösterdiler.
Hediye olarak çeyrek altın, tablet, fotoğraf makinesi, futbol topu ve mp3 çalar dağıtılan çocuklar bu vesile ile namaza ve camiye teşvik edilmiş oldu.
Emeği geçen herkesten Allah razı olsun.

Çocuklar İçin Oyuncak Seçimi Nasıl Olmalı?

Çocuğun beş duyusunu uyaran, bedensel, fiziksel ve sosyal gelişimini hızlandıran oyun materyallerinin seçiminde eğitici, güvenli ve yaşa uygun olması önem taşıyor.
Oyuncağın çocuğun zeka gelişimini olumlu etkilediğini söyleyen Memorial Hizmet Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Uz. Psk. Sevda Sevimli Yurtseven, uyaran çeşitliliğinin rolüne dikkat çekti, “Bu nedenle ne kadar çok çeşit ve özellikte oyuncak, gezilen görülen yer ve ne kadar çok insanla iletişim imkanı olursa çocuğun zeka gelişimi de o kadar olumlu etkilenmektedir.2-7 yaş arası simgesel oyunlar başlar, bunlar sanki varmışçasına oynanan oyunlardır. Evcilik oyunu, bir fincandan çay içiyormuş gibi yapılması, bir sopanın kılıç gibi hayal edilmesi bu dönemin başlıca oyunlarıdır.7-8 yaş sonrası kurallı oyunlar başlar, sosyalleşme burada belirginleşmektedir. Çocuk kurallara uymayı, beklemeyi, paylaşmayı, mücadele etmeyi, risk almayı, yani ötekilerle sosyal anlamda ilişki kurmayı deneyimlemektedir. Bunlar aynı zamanda kültürel deneyimlerde olmaktadır. Oyun iklimden, cinsiyetten, kültürden veyaşanılan çağdan etkilenmektedir” diye konuştu.

ÇOCUĞUN YETENEKLERİNİ VE İLGİ ALANLARINI TANIYIN

Özellikle 0-3 yaş arası dönemde çocuğun oyuncaklarını ebeveynlerin seçtiğini, 3 yaşından itibaren çocuk ilgi duyduğu oyuncağı tercih etmeye başladığını kaydeden Yurtseven, çocuklarda sağlıklı oyuncak seçimi hakkında şu bilgileri verdi: “Bu yaştan itibaren çocukların seçtikleri oyuncaklara saygı göstermek gerekmektedir. Çocuğun oynamayı tercih ettiği materyal yetenekleri, ilgi alanları, istekleri hakkında bilgi vermektedir.Çocuğun oyuncak seçimine katkıda bulunmak onun kişilik özelliklerini, zeka ve fiziksel özelliklerini, ilgi alanlarını saptayabilmekle mümkün olmaktadır.

HANGİ OYUNCAKLA OYNADIĞI DEĞİL NASIL OYNADIĞI ÖNEMLİ

Çocuk oynadığı oyuncakla kendini ifade etmektedir. Bu nedenle erkek veya kız oyuncağı gibi bir ayrım yerine çocuğun oyuncağıyla nasıl oynadığı, neleri yansıttığı ve neleri ifade etmeye çalıştığı önemli olmaktadır. Kronik bir şekilde aynı oyuncakla sürekli aynı oyunu oynuyorsa bu durum bir problem olabileceğini işaret etmektedir. Aksi halde çocuklar meraklıdır ve her materyali inceleme fırsatı istemektedir. Dolayısıyla oyuncak alırken cinsiyet ayrımı gözetmemek gerekmektedir. Çocuklar zaten okul öncesinde oyuncak seçimi konusunda farklılaşmaya başlamaktadır.”

KIYAFET SEÇİMLERİNDE ÇOCUĞA ÖRNEK OLUNMALI

Çocuklar 3-4 yaş arası dönemde kendi kendilerine giyinmeyi keşfettiklerini de aktaran Yurtseven, kıyafet seçimlerini de kendileri yapmak istediklerini ancak anne ile bu konuda zaman zaman çatışmalar yaşanabildiğini söyledi. Yurtseven, “Bu tür durumlarda çocuğu üzmeden, yeni becerisinin tadına varabilmesini sağlayarak, seçenekler sunarak rehberlik edilebilinmektedir. Cinsel kimliğin sağlıklı ilerlemesi adına da kıyafet seçimlerinde çocuğa örnek olmakta fayda vardır. Ebeveyni tarafından sürekli karşı cins kıyafetler giydirilen bir çocuğun psikolojisi etkilenebilir. Ancak kıyafetlere bağlı cinsel kimlik ve yönelim hakkında henüz genetik, biyolojik, psikolojik veya hormonal denilen bir sebep tam olarak bilinmemektedir” ifadelerini kullandı.

http://www.aktuelpsikoloji.com/cocuklar-icin-oyuncak-secimi-nasil-yapilmali-15026h.htm

Takıntı Hastalığı DNA’ya Zarar Veriyor

Halk arasında “takıntı” hastalığı olarak bilinen obsesif kompulsif bozukluğunun DNA’ya zarar verdiği ortaya çıktı.

Gaziantep Üniversitesi (GAÜN) Tıp Fakültesi Hastanesi’nde görevli Dr. Demet Alıcı, “Obsesif Kompulsif Bozukluk Hastalarında Oksidatif Metabolizmanın ve Oksidatif DNA Hasarının Değerlendirilmesi” konulu çalışmayla 42 hasta ve 38 sağlıklı insan üzerinde araştırma yaptı.

GAÜN Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı öğretim üyeleri Prof. Dr. Haluk Savaş ve Yrd. Doç. Dr. Feridun Bülbül’ün danışmanlığını yaptığı araştırma sonucunda takıntı hastalarının DNA’sında hasar oluştuğu belirlendi.

Prof. Dr. Savaş, yaklaşık 13 yıldır psikiyatrik hastalıklarla oksidatif stres(vücuttaki kimyasal işlemlerin sonucunda oluşan zehirli atıklar) ilişkisini araştırdıklarını belirtti. Çok sayıda klinik çalışmayla bulguları güçlendirdiklerini kaydeden Savaş, şunları söyledi:

“Çalışmamızda halk arasında takıntı, vesvese ve saplantı hastalığı olarak da bilinen obsesif kompulsif bozuklukta oksidatif stresin insan DNA’sında hasara yol açtığını belirledik. Bunun yanında ilaç kullanan hastalarda bu hasarın daha az olduğunu gördük. Yani bu hastalıklarda ilaç kullanmak hastalığın yol açtığı DNA hasarını engelliyor olabilir. İlaç tedavisi almayan grupta ise DNA hasarı daha yüksekti. Bu durum psikiyatrik hastalıklarda ilaç kullanmanın genetik hasarları engelleyecek katkıları olduğunu gösteriyor olabilir.”

Dünyada bu tür çalışmalar yapan sayılı merkezlerden olduklarını vurgulayan Savaş, “Çalışma, obsesif kompulsif bozukluğunda DNA hasarını gösteren dünyadaki ilk çalışmadır ve bu açıdan çok kıymetlidir” ifadelerini kullandı.

Savaş, çalışmanın, 16-20 Nisan’da Antalya’da düzenlenen ve yaklaşık 30 ülkeden 900 akademisyenin katıldığı 6. Uluslararası Psikofarmakoloji Kongresi’nde “en iyi araştırma” kategorisinde 2’ncilik ödülü aldığını söyledi.

Dr. Alıcı da insan beynine düşen günlük 10 bin düşünceden 2 bin 500’ünün olumsuz olduğunu belirtti.

Obsesif kompulsif hastalarının olumsuz düşünceleri gereksiz yere dikkate aldıklarını dile getiren Alıcı, “Saçma olduklarını bildikleri halde bu düşünceleri zihinden atamıyorlar. Gereksiz yere kirli olduklarını, dinin dışına çıktıklarını düşünebiliyorlar. ‘Ya böyle olduysa’, ‘yine mi öyle yaptım’ düşüncesi yıkıcı bir etki uyandırıyor ve bu da kaygı, endişe ve gerginliğe yol açıyor” diye konuştu.

Yrd. Doç. Dr. Bülbül ise düzenli uyku, doğru beslenme ve hafif sporun oksidatif stresi azalttığını belirtti.

Öte yandan çalışmaya Prof. Dr. Abdurrahman Altındağ, Doç. Dr. Ahmet Ünal, Doç. Dr. Osman Vırıt ve Yrd. Doç. Dr. Gökay Alpak’ın da destek verdiği belirtildi.

http://www.aktuelpsikoloji.com/takinti-hastaligi-dnaya-zarar-veriyor-15193h.htm