TEHECCÜD VE DUA ETKİNLİĞİ

Kuyulu Camii’nde her ayın son Pazar sabahı sizi tüm ailenizle birlikte ”ayakları şişip çatlayana kadar” gece ibadeti yapan Resulullah’ın sünnetini ihya etmeye, en ulvi duygularla Rabbimize el açıp dua dua yalvarmaya, Resulullah’ın mübarek sözleriyle silkinip uyanmaya, ezgi ve ilahilerle muhabbetimizi artırmaya davet ediyoruz.

HUZUREVİ ZİYARETİ

Rabbin kesin olarak şunları emretti: Ancak kendisine ibadet edin, ana babaya güzellikle muâmele edin, eğer onlardan biri veya ikisi senin yanında ihtiyarlık haline ulaşırsa, sakın onlara “Öf” bile deme ve onları azarlama. İkisine de iyi ve yumuşak söz söyle. İsra -23

Read more

İSLAM ÜLKELERİ KONFERANSI -1 : BANGLADEŞ

İslam dünyasının geçmişteki ihtişamına benzer bir ihtişamın bugün de yeniden inşa edilebilmesi, Müslümanların yine ve yeniden dünyaya ışık tutan “kültür ve medeniyet önderleri” olabilmeleri için birbirlerini bilmeleri ve tanımaları gerekmektedir. Bu şekilde kendi içinde birlik ve beraberliği sağlayacak olan İslam dünyası, aynı zamanda dünya barışının da güvencesi olacaktır. Amacımız böyle bir niza…mın tesis edilebilmesine karınca misali katkıda bulunarak, Asr-ı Saadet’in bir benzerini de 21. yüzyılda insanlığa yaşatabilmektir. Her ay bir İslam ülkesini, o ülkenin bağrından ilim için ülkemize hicret etmiş üniversite öğrencilerinden dinleyeceksiniz. Siyasi bir ikbal için değil, bir ”millet” olduğumuzu bizlere hatırlatmak için anlatacaklar. Programımıza herkesi bekliyoruz.

ŞEYH AHMED YASİN’E…

Şehid Şeyh Ahmed Yasin’e…
Şehadet günü yıldönümü münasebeti dolayısyla Şeyh Ahmed Yasin’e özlemin kaleme yansımasından bir demet…
Gül Suyum…

Şeyhlerimizden bir şeyh,

Ahmedlerimiz’den bir Ahmed,

Yasinlerimiz’den bir Yasin !

Yani Kur’an’ın dili ile “Ey İnsan”.

Kaç yıl oldu,

Yetimler defterine bizi kaydettireli.

Vallahi sen dirildin, o füze fezaya taşıdı seni.

Gıbta ile meraktayız karşılama nasıldı ?

Hamza nasıldı seni karşılarken?

Daha da mı heybetliydi “Şehidlerin Efendisi” ?

Tebessüm etti mi dizin dizine değince Kainatın Efendisi(s.a.v.)?

Cafer-i Tayyar görkemli kanatlarıyla şöyle bir süzülüp dönü verdi mi etrafında?

Yoksa sana da mı verildi o kanatlardan tutmayan el ve ayaklarına diyet?

Belki evet belki,hz Eyyub (a.s.) misafir etmek istemiştir seni ilk,

Ne kadar da benzerdi halin Eyyub(a.s.)’a…

Yürüyemeyen bir ayak, tutmayan bir el,

Ama siyonisti titreten bir nefes ile dil,

Kalbindeki imanla eridi o sefil !

Yoksa Yakub(a.s.) mı geldi misafir etmek için ?

O(a.s.)’da acizliğini Rabbine şikayet etmişti senin gibi…

,Kim bilir kim alıp götürdü seni ilk gecenin misafirliği için ?

Yoksa Hz. Ali evlatlarına Kudus şehidlerinin şeyhi geldi karşılayın mı dedi?

Kim bilir…

Kim bilir belkide engelli sahabiler vermek istememiştir ilk misafirliğini…

İbn-i Cemuh “olmaz” demiştir belki,

“Ben de O da engelli,

Ben de O da şehid” dediyse haksız mı?

Ya da engelli bedenine rağmen zindanlarda kıldığın namazların,

Vermek istememiştir kimseye.

Belki seni taşıyan şehadet kuşun nazlı nazlı süzülmüştür

Bahçe-i Nebinin semasında,

“Hey kuş kon bahçeme” emrini duymak için…

“Peygamberler, sıddıklar, şehidler, salihler” hep bir araya gelmişinizdir

“Nimet verilenler” sofrasına diz çöküp…

Biz mi ?

O şikayet ettiğin halde çoğumuz.

Bir siyonist vurur bir Hiristiyan terörist üç de kendi kendi kendimize.

Olmadık şeylere üzülür boş şeylere seviniriz.

Kudus mü? En son akla gelenlerden O ilk kıble-i Mabed !

Ey Yasin(s.a.v)’in takipçisi Yasin !

Çoğumuz imana rağmen islam engellisi,

Kimimiz amel engelli, kimimiz yiğitlik engellisi, kimi de ilim.

En acısı da kendimizi engelsiz sanmamız….

Selam, rahmet olsun sana,

Engelli bedeni ile tuz buz eden Adam !

Eyvahlar olsun bize,

Engelsiz(!) bedenleri ile sus pus olan !

Ey yoktan var eden, engelleri kaldıran,

Yüce Rahman !

Bize de cemalinden bir nur aksettir ki

Zahirde sağlıklı olup hakikatte kötürüm olan uzuvlarımız

Sana doğru uzanıp koşabilsin

Ve koşarken tağutun tüm putları kasırgamızla yüz üstü devrilsin…

İLK YARDIM VE YANGIN KURSLARI BAŞLADI

Hakca -Der  ve Güngören Belediyesi Sivil Savunma Şefliği tarafından hazırlanan “İlk yardım ve yangın eğitimi” kursları başladı. 2 saatlik eğitime katılan Kız Kur’an Kursu öğrencilerine, uygulamalı ve teorik bilgiler sunuldu. Eğitimler sonunda ise katılımcılara, dernek yetkilileri  tarafından, katılım belgeleri, ilk yardım seti ile gaz algılama dedektörleri hediye edildi. Ayrıca Güngören Belediyesi tarafından katılımcılara ikramlar ve lale takdim edildi.

ŞULE YÜKSEL ŞENLER

şule yüksel şenler kim?

Tarih 29 Mayıs 1938. Kayseri. Şule Yüksel dünyaya geldi. Babası, Sümer
Fabrikası’nda görevliydi. 6 yıl sonra görevinden ayrıldı. İstanbul’a
yerleştiler. Bütün aile; anneanneler, babaanneler tüm akraba kadınları
modern kıyafetler içinde, zarif ve şık giyiniyorlardı.

Şule Yüksel, Koca Ragıp Paşa İlkokulu’na giderken ailenin ekonomik düzeni
bozuldu. Şenler çiftinin çocuklarına okul aile birlikleri
yardım etti. Şule Yüksel, ortaokula kadar okuyabildi. Annesi kalp
krizi geçirip yatağa bağlanınca okuldan alındı.

Artık evden çıkmıyor; temizlik yapıyor, yemek pişiriyordu. Arta kalan
zamanlarında hep kitap okudu; ne bulursa onu okudu. Öyküler yazmaya
başladı. Bunları Safa Önal’ın çıkardığı “Yelpaze” Dergisi’ne gönderdi. İlk
yazarlığa burada adım attı.

Sonra Gökhan Evliyaoğlu, Peyami Safa gibi devrin ünlü isimlerinin
bulunduğu “Yeni İstanbul” Gazetesi’nin gençlik köşesinde yazmaya
başladı.

Bu arada gazetenin ilanlarını hazırlayan Yüksel Bey’den resim dersi aldı.
Resim derslerini müzik dersleri takip etti. Ney ve kanun çalmayı öğrendi.

AĞABEY BASKISI

Ağabeyi Özer Şenler, Said-i Nursi’nin yakın çevresi içine girmişti.
Ailesinin modern yaşamına; annesi ve kız kardeşlerinin örtünmemesine ve
hele hele evde bile olsa kız kardeşlerinin erkek musiki
hocalarından ders almasına çok kızıyordu. Bir gün evi terk etti.

Artık ağabeyi Özer’in yeni bir hayatı vardı. Dizinin dibinden
ayrılmadığı Said-i Nursi, “Özer” adını da değiştirip “Üzeyir”
koymuştu! Ağabey Özer Şenler’i, Said-i Nursi ile tanıştıran kişi ise,
“Milliyetçiler Derneği”nden arkadaşı Nevzat Yalçıntaş’tı.

Şule Yüksel o günlerde áşık oldu. Lise öğrencisi mahalleli bir gence
tutuldu. Aşk karşılıklıydı. Dört yıl flört ettiler.

18 yaşına bastığı gün iki aile yan yana geldi. Ancak bu söz kesme
merasimi tatsızlıkla sonuçlandı. Müstakbel kaynanasının, oğlu ve
geliniyle aynı evde yaşamak istemesi bu birlikteliğin sonunu getirdi.

Baba Hasan Tahsin Şenler bu teklifi kabul etmedi. Bu acı sonucu
mutfakta öğrenen Şule Yüksel bayılıp kaldı.

Ve yıllar geçse de bu acı dünür olayını hiç unutamadı. Hatta çocuk sahibi
olamamasını da bu olaya bağladı…

ERMENİ TERZİ

Annesi, aşkını unutması için Şule Yüksel’i Bakırköy’de bir Ermeni
terzinin yanına çırak verdi. Gencecik yaşında her türlü elbiseyi
dikebilecek düzeye geldi. Zamanla kalfalığa kadar yükseldi.

Ermeni ustasının Avrupa’dan getirdiği moda dergilerini elinden
düşürmedi. Bu dergilerde gördüklerinden etkilenip ileride “Şulebaş Türban”
tasarımı ortaya çıkaracağını kuşkusuz tahmin bile edemezdi…

Moda magazin dergilerini elinden hiç düşürmedi ama siyasi olaylara da
ilgisiz kalmadı. 1950’li yıllarda başlayan Kıbrıs mitinglerine
katıldı. Ata yurdunu unutmamıştı. Mitinglerde kürsüye çıkıp ağlayarak
şiirler okudu.

27 Mayıs 1960 ihtilalinden sonra kurulan Adalet Partisi’ne katıldı. AP
Bakırköy Gençlik Kolları, Edebiyat ve Kültür Kolu Başkanı oldu.

Faruk Nafiz Çamlıbel’in çıkardığı “Kadın Gazetesi”nde köşe yazmaya
başladı. Asıl adı “Yüksel” idi. Ama kadın olduğunun anlaşılması için
adının önüne “Şule” ekledi. O artık “Şule Yüksel Şenler” idi. O dönem
siyasal görüş olarak aşırı milliyetçi Nihat Atsız’a yakınlaştı. Ama
ağabeyi Özer’in (Üzeyir) hastalığı yaşamını değiştirdi.

OJELİ TIRNAKLAR

Ağabeyi sarılıktı. Annesi, kız kardeşleri hastanede başında beklediler
günlerce. Ağabeyi kendine gelince onlardan son bir istekte bulundu:
“Örtünün!”

Şule Yüksel sinirlendi: “Ağabey, neden bizden yapamayacağımız şeyler
istiyorsun?”

Ağabeyi, “O halde Risale-i Nur toplantılarına katılın” dedi. Ağabeyin ölüm
döşeğinde morale ihtiyacı vardı. Kabul ettiler. Risale-i Nur
toplantılarına aileden ilk olarak Şule Yüksel Şenler gitti.

Bir evde beyaz örtüler içindeki on kadın, karşılarında başı açık,
modern kıyafetli ve üstelik kendilerine göre hayli dekolte bir elbise
içinde onu görünce çok şaşırdı.

Şule Yüksel eteğini çekiştirip, manikürlü ojeli parmaklarını
saklayarak bir köşeye çekilip oturdu. Risaleleri dinlemeye başladı. Hiçbir
şey anlamadı. Sıkıldı. Birkaç toplantıdan sonra kadınlardan biri, ojeli
tırnaklarını “orangutan maymunlarına” benzetince çok
utandı. Kendini “düzeltmeye” önce tırnaklarından başladı, artık oje yoktu.

Sonra kadınlar başını örtmesini istedi. O da, “ayıp olmasın” diye
başını yarım örtmeye başladı.

“Ağabeyin çok iyi okuyor, bakalım sen nasıl okuyacaksın” diye eline
risaleleri verdiler. Çok güzel okudu; kadınlar hayran kaldı.

Takdir edilmek, kabul görmek çok hoşuna gitti.

O günden sonra namaza başladı.

‘KÜRT KARISI DİYECEKLER’

Yıl 1965…

Bir gün aynanın karşısına geçti:

Besmeleyi çekip örtündü. İçinden, “Ne kadar çirkin oldum” dedi. Bu kez
saçının ön tarafı görünecek şekilde başörtüsünü bağladı. “Ne kadar
iradesizim” diye kızdı.

Aynanın karşısında başörtüsünü tekrar tekrar çeşitli şekillerde bağladı:

“Besleme kızlara benzedim!”

“Hizmetçi kız oldum!”

“Herkes bana gerici, yobaz gözüyle bakacak!”

Ve sonunda…

Bugün moda olan “Şulebaş tipi türban” o gün, o aynanın karşısında
ortaya çıktı. “Öyle şık bir tarzda örtünmeliyim ki herkes çok
beğensin!”

Beklediği olmadı. En büyük tepki, anneannesi İkbal Hanım’dan geldi. İlk
sözü, “Kürt karılarına benzemişsin” oldu!

Ağabeyi dışında tüm ailesi örtünmesine karşı çıktı. Ne olduğunu
soranlara “Başı ağrıyor” dediler.

Yolundan dönmedi. Kadınlara başörtüsünü sevdirmek için çok uğraş
verdi; farklı şık eşarplar dikti; biyeli, atkılı, tokalı özel
başörtüler taktı. Çevresi tepki gösterdikçe o örtüsüne sarındı. Örtüsü
bayrağı oldu.

PAPA’NIN GELİŞİNE KARŞI

Örtünmesiyle birlikte çalıştığı yayın organı da değişti. Yeni yayın
organıyla birlikte artık davalar süreci de başlayacaktı. 26 Ocak 1967
tarihinde Mehmet Şevket Eygi’nin çıkardığı “Yeni İstiklal” Gazetesi,
Pakistan’da üniversiteye, ellerinde kitapları çarşaf içinde giden üç
genç kızın fotoğrafını basıp, yanına da Şule Yüksel Şenler’in,
“Müslüman kadınların örtünmesi şarttır” diyen yazısını koyunca, Türk
Kadınlar Birliği dava açtı.

Şule Yüksel Şenler ilk kez mahkemeyle tanıştı. Ama bu son olmayacak; iki
kez de cezaevine girecekti. Anadolu’nun her yanında seminerler vermeye
başladı. Şule Yüksel gibi İstanbul’da yaşayan modern bir
kadının örtünmesi, “itilmişlik duygusu” içindeki çevrelerde memnuniyet
yarattı.

Her gün bir yerde panele katıldı. “Başı açık kadınlara laf atılıyor; oysa
kapalı kadınlara ana-bacı gözüyle bakılıyor” diyordu.

Laf atan Müslüman erkeği değil de, laf yiyen Müslüman kadını
düzeltmeye çalışıyordu!

Said-i Nursi hayranıydı. “Bugün” Gazetesi’nde Necip Fazıl Kısakürek,
Said-i Nursi’nin evlenmeyişini ve sakal bırakmayışını eleştirince en sert
tepkiyi o gösterdi.

Giderek radikalleşti. 1967 yılında Papa’nın Türkiye’ye gelmesine karşı
çıkıp, “Ağlayın ey Müslüman kardeşlerim ağlayın” diye makale yazdı.

Ankara’da İmam Hatiplere ve İlahiyata Kız Yetiştirme Kursu açılmasını
sağlayıp, müdür oldu.

Öğrencileri onun gibi “Şulebaş” türban takmaya başladı. Bu kurstan yetişen
öğrencilerden biri de ünlü gazeteci Abdurrahman Dilipak’ın eşi Asiye
Hanım’dı.

Tayyİp ErdoĞan İle Emİne HanIm’In evlİlİklerİnde arabulucu OLDU

Yaşadığı ilk aşk ve ilk hayal kırıklığının da etkisiyle yıllar sonra
“Huzur Sokağı” adlı romanını yazdı. Bestseller oldu. Ünlendi.

Roman, “Birleşen Yollar” adıyla 1970’te sinemaya uyarlandı; yönetmen Yücel
Çakmaklı’nın İslami içerikli ilk filmi oldu. Başrolde Türkan Şoray ile
İzzet Günay vardı.

Başörtüsü sinemaya girmişti…

32 yaşındaki Yüksel Şule Şenler o yıl evlendi. Eşi, ilahiyat mezunu
tiyatrocu Abdullah Kars idi. Şehir şehir dolayıp İslami tiyatro
yapıyordu. Yani aynı zamanda dava arkadaşıydılar. Evlenmelerine
Risale-i Nur talebelerinden Sait Özdemir vesile olmuştu.

Gelinliğin modelini Şule Yüksel Şenler çizdi. Kadın-erkek ayrı ayrı
yapılan düğün, müziksiz ve danssız oldu. Davetiyelere ilk kez ayet ve
hadis konmuştu. Konukların tesettüre uygun giyinmesi istenmişti.

Fakat:

Bu İslami düğün mutluluk getirmedi. Eşi, Şule Yüksel’i hep dövdü.
Toplantılarda, “Eziyet gören kadının sabrettiği takdirde Allah katında
büyük derecelere ulaşacağını” söyleyen Şule Yüksel’in dayanacak gücü
kalmadı. Beş yıllık evlilik hüsranla bitti; boşandılar.

KOCA BASKISI

Hayat devam ediyordu. Koca baskısından kurtulmuştu. Tekrar panellere
gitmeye; gazetelere, dergilere yazmaya başladı.

“İdealist Hanımlar Derneği”ni kurdu. Manevi başkanı oldu.

Derneğe gelen genç kızlar arasında, Emine Gülbaran (Erdoğan) da vardı.
Recep Tayyip Erdoğan ile Emine Hanım’ın evliliklerinde arabulucu olan isim
de Şule Yüksel Şenler’di.

Bu arada ikinci evliliğini yaptı. Eşi Kanada’da yaşamış bir maden
mühendisiydi. Daha önce evlenmiş ama eşini kaybetmişti. Bir kızı
vardı. (Şule Yüksel Şenler, üvey kızının yaşamına saygısından dolayı,
eşinin adının yazılmasını istemedi.)

Şule Yüksel Şenler için damat adayının en önemli özelliği, namazında
niyazında olmasıydı.

Evlendiler. Bakırköy’de dubleks bir apartman katına yerleştiler. Eşi
dolayısıyla yeni çevre edindi. Yeni çevre, Nakşibendi İsmailağa
Cemaati’ydi.

Burada tanıştığı kadınlardan; simsiyah çarşaf giyen Dr. Sevim Asımgil,
yaşamında ikinci radikal değişime neden oldu.

“İslamiyet’ten soğutuyor”, “Mümkün değil çarşaf giymem” diyen Şule Yüksel
Şenler bir gün çarşaf giriverdi.

Modern başörtüsüyle başlayan süreç, çarşafa gelip dayanıvermişti.

Ağabeyinin isteğiyle Nurcu olup türban takan Şule Yüksel Şenler, bu kez
eşinin isteğiyle Nakşibendi olup çarşaf girivermişti!

ÇARŞAF GİYİYOR

Türban takarak modern hayat sürdüren çevresini şaşırtan Şule Yüksel
Şenler, bu kez çarşafa girerek türbanlı arkadaşlarını hayretler
içinde bıraktı. Türbanlı arkadaşlarından koptu. Eşiyle ve üvey kızıyla
Fatih Çarşamba’ya yerleşti. Milli Gazete’deki yazılarına son verdi.

Bir gün Başbakan Erdoğan’ın dünürü, gazetenin başyazarı Sadık Albayrak
İsmailağa Cemaati şeyhi Mahmut Hoca’ya gelerek, Şenler’in tekrar Milli
Gazete’de yazması için izin istedi.

Şeyh Mahmut Hoca, istiharede olan Şenler’in durumuna göre, belli
konularda yazmamak üzere izin verebileceğini söyledi.

İki erkek Şule Yüksel Şenler hakkında karar verirken; o dönemde Şule
Yüksel Şenler’in derdi başkaydı.

İkinci kocası da fiziki şiddet uyguluyordu. Her seferinde şeyhine
koşuyor ama Mahmut Hoca, “Hele sabret” diyordu. 11 yıl sabretti.
Boşandı. Boşanmasıyla birlikte, İsmailağa Cemaati kendisiyle tüm
ilişkisini kesti! Yapayalnız kaldı.

AKIL HASTANESİNDE

Annesi Ümran Hanım vefat etmişti. Babasının yanına taşındı. Zaman
Gazetesi’nde köşe yazarlığına başladı. Sorunlar yakasını bırakmadı. Babası
Hasan Tahsin ağır psikolojik hastaydı; hafızasını kaybetmişti. Bir gün
evden çıktı ve geri dönmedi.

Akıl hastası Hasan Tahsin’i vatandaşlar, Bakırköy Akıl Hastanesi’ne
götürdü. Hastanede diğer hastalardan dayak yiyen Hasan Tahsin vefat etti.

Aynı hastalık Şule Yüksel Şenler’e de bela oldu. Hafızasını kaybetti.
Kimseyi bilemedi ve tanıyamadı. Kıblenin nerede olduğunu, namazda
hangi duaları hangi sırayla okuyacağını soruyordu hep.

Aynı zamanda uyuyamıyor; sabaha kadar ağlıyordu. Doktorlar sürekli
uyuttular. Bu ağır yorucu hayat beynini, vücudunu yıpratmıştı.
Kimbilir belki de akraba evliliği sonucuydu çektiği bu ıstıraplar?
Tedavisi bugün hálá sürüyor…

Allah şifa ve uzun ömür versin…

İŞ GÖRÜŞMESİNDE ASLA KULLANILMAYACAK 5 CÜMLE

Mevcut işinizden memnun değilseniz veya yeni bir iş arıyorsanız, başvuru yaptığınız şirketlerle iş görüşmesi yaparken dikkat etmeniz gereken çok önemli noktalar var.

yenibiris.com adlı internet sitesi ilk mülakatta asla kullanılmayacak, yasak 5 cümleyi sıraladı.

1. “Ücretle ilgili ön bilgi alabilir miyim, boşuna görüşmüş olmayalım.”

Anlamı: Sizinle görüşmeye bir fırsat olarak bakmıyorum mesajı vermiş olursunuz. Görüşmeyi yapan kişi o an görüşmekten vazgeçebilir.

2. “Yalnız ben hemen işe başlayamam, önceki işimden yeni ayrıldım, biraz dinlenmek istiyorum.”

Anlamı: İşe başlayıp başlamayacağınız daha belli değilken, bunu söylemek iş bulmanızın bir öncelik olmadığı mesajını veriyor. İşe başlayabileceğiniz tarihi daha sonraki aşamalarda elbette söyleyebilirsiniz, ancak bunu bir pazarlık konusu haline getirmemek lâzım.

3. “Elinizde başka iş var mı?”

Anlamı: Ben bu işi beğenmedim diyorsunuz. Görüşmeyi yapan kişi, sizin niteliklerinizi beğendiyse zaten uygun bir pozisyon olduğunda iletişime geçecektir.

4. “İş saatleri uzuyor mu?”

Anlamı: İş saatleri dışında çalışmak istemiyorum. Bunu sormak tabi ki hakkınız. Ama zamanı ilk görüşme değil.

5. “Eski işyerimde falanca hakkımız vardı, sonra elimizden aldılar. Burada da olur mu böyle şeyler?”

Anlamı: Size güvenmiyorum! Bir önceki işyerini kötüleyecek veya görüşmeye geldiği kurum hakkında güvensizlik ifade eden bu tarz bir söylem, görüşme aşamasında sarfedilmemeli.

http://ekonomi.haber7.com/sosyal-guvenlik/haber/1003441-is-gorusmesinde-asla-kullanilmayacak-5-cumle

EN ÇOK RASTLANAN 5 FOBİ

Kısacası fobiler yaşamımızı yönetiyor ve hayat kalitemizi olumsuz etkiliyor. İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Vedat Şar, “Tedavi edilmeyen fobiler depresyon ve alkolizm gibi sorunlara yol açabilir” diyor. Tüm bunlar performans azalması, sosyal ilişkilerde bozulma ve evlilik problemleri anlamına geliyor.

YAŞAMI KISITLIYOR

Fobinin kişinin günlük yaşamını etkileyecek boyutta olması, “ruhsal bozukluk” olarak kabul ediliyor. Ancak her fobi aynı şiddette olmadığı için, normal kişilerde de fobi benzeri davranışlar görülebiliyor. Gök gürültüsünden korkma bu örnekler arasında yer alıyor. Buna karşın uçak korkusu, yalnız kalamama ya da sosyal fobi durumlarında kişinin yaşamı ciddi biçimde etkilendiği için tedavi gerekiyor.

TÜRKLERİN 5 KORKUSU

KLOSTRO VE AGORAFOBİ: Kapalı yerlerde veya kalabalıkta yalnız başına kalamama.

SOSYAL FOBİ: Topluluk içinde bulunma ve yeni insanlarla tanışmaktan kaçınma.

HAYVAN FOBİSİ: Kedi, köpek gibi evcil hayvanlardan şiddetle korkma.

YÜKSEKLİK FOBİSİ: Yüksek yerlere çıkma ve aşağı bakmaktan korkma.

HASTALIK FOBİSİ: Bulaşıcı ve benzeri bir bedensel hastalığa yakalanma korkusu.

ANNE BABASI FOBİK OLAN ÇOCUK DA FOBİK OLUYOR

Prof. Dr. Vedat Şar, “Fobik anne ya da baba elinde büyüyen çocuğun fobik özellikler geliştirmesi beklenen bir durumdur, ama şart değildir” diyor. Hastalık ya da kir bulaşma korkuları olan titiz bir anne babanın uyarıları ile yaşamaya alışmış çocukların benzer korkular geliştirmesi doğal karşılanıyor. Prof. Dr. Vedat Şar, sorunun çözülmesi için aile içindeki sıkıntıların aşılması gerektiğini söylüyor.

AA

BAB-I ALEM ULUSLARARASI ÖĞRENCİ DERNEĞİ VE İHH’DAN ZİYARET

Farklı coğrafyalardan üniversite eğitimi almak için ülkemizi tercih eden misafir öğrencilere yönelik gönüllü çalışmalar yapmak üzere kurulmuş olan Bab-ı Alem Uluslararası Öğrenci Derneği ve İHH İnsani Yardım Vakfı derneğimizi ziyaret etti. Kahvaltı ve hasbihalin akabinde, yapılmakta olan çalışmalar hakkında bilgilendirilen davetlilerimiz ”görev yerlerimize daha farklı bir heyecanla dönüyoruz” diyerek derneğimizden ayrıldılar.

HAKCA-DER’DEN MÜLKİ İDARE ZİYARETİ

Hakca-Der Başkanı Nurettin SEYYAR, Gençlik Koordinatörü Suat TURGUT ve Yeşilay Güngören İlçe Temsilcisi Tacettin VARBOZ yeni atanan Güngören Kaymakamı Sn.Zafer ORHAN’ı makamında ziyaret etti. İlçede yapılması gerekenler konusunda istişare toplantısı gerçekleştirildi. İyi bir Yeşilay gönüllüsü olan kaymakama Yeşilay rozeti takdim edildi.