مقهى اللغة العربية

Hakca-Der Kuyulu Camii bünyesinde ‘  أحب اللغة العربية’ ‘Arapça’yı seviyorum’ sloganıyla yıllardır eğitim veren Mehmet YAĞCI’ nın talebeleri geçtiğimiz günlerde kaynaşma projeleri kapsamında bir tanışma çayı düzenledi. Eski ve yeni öğrencilerin bir araya geldiği programda öğrenciler Arapça ile nasıl tanıştıkları ve Arapça’nın hayatlarındaki yeri ile ilgili Arapça sohbet ederken ikramlar eşliğinde keyifli vakit geçirdiler.

KONFERANSA DAVET : KUR’AN`DA MÜSLÜMAN KADININ KİMLİĞİ

Hakca-Der ‘de yazar Ramazan KAYAN Hoca’nın sunumuyla “Kur’an’da Müslüman kadının kimliği” konferansı gerçekleştirildi.Katılımın yoğun olduğu programda yazar her evin bir okul olması gerektiğini bunun da hanımların eliyle gerçekleşeceğini anlattı. Kadınların “ne pasifleştirilmiş kadın ne de pervasızlaştırılmış kadın” olmayıp toplumda  İslam’ın kadını  koyduğu dengeli noktada durması gerektiğini vurguladı. Program yazarın  kitaplarını imzalamasıyla sona erdi.

KONFERANSA DAVET : KUR’AN’DA MÜSLÜMAN KADININ KİMLİĞİ

HAKCA-DER konferans salonunda 25.02.2013 Pazartesi saat 15:00’de araştırmacı yazar Ramazan KAYAN Hoca tarafından ” Kur’an’da Müslüman Kadının Kimliği” konu başlıklı bir konferans verilecektir. Konferansa tüm hanımlar davetlidir.

DUALARIN KABUL ZAMANI

HİKAYELER
CompactPaylaş

DUALARIN KABUL ZAMANI

Ebû Hüreyre radıyaîlahü anh’den anlatılır:

Peygamber aleyhisselâm şöyle buyurmuşlardır:

«Güneşin doğduğu günlerin en hayırlısı Cuma günüdür. Çünkü Adem aleyhisselâm o günde yaratıldı, o günde Cennete konuldu, o günde Cennetten yer yüzüne indirildi. O günde bir saat vardır ki; Allah’tan bir şey isteyerek, kıldığı namazı o saate isabet ettiren her müslim kuluna Allah istediğini verir.»

Ebû Hüreyre radıyallahü anh devam ederek derki:

Sonra Abdullah bin Selâm’a rastgeldim ve kendisine bu Hadîsi anlatınca; Abdullah bin Selâm:

— O saati biliyorum, dedi. Bunun üzerine kendisine:

— Hiç bahillik etme, onu bana haber ver, dedim. O da:

— ikindiden sonra güneş batıncaya kadar olan zamandır, diye söyledi.

Dedim ki: ,

— İkindiden sonra nasıl olabilir? Allah’ın Resulü: Müslim kul namaz kılarken o saate isabet etmez, buyurmuştu. Halbuki ikindiden sonraki vakit namaz kılınmayan bir zamandır.

Bunun üzerine Abdullah bin Selâm şöyle cevap verdi:

— Resûlullah, oturup da namazı bekleyen kimse namazdadır, buyurmamış mı idi?

— Evet, dedim. O da:

— İşte, bu o demektir, dedi.

Ebû Hüreyre ile Abdullah bin Selâm bu saatin güneş batmadan önceki saat olduğunu söylemişlerdir.
(Tirmizî, Ebû Davud, Neseî)
* * *

KİMLİK İNŞASI

Kimlik, kim olduğuna karar vermektir… Kimlik, kişinin var oluşunun ifadesidir. Kendini nasıl gördüğünü tanımlamasıdır. Bireyin kendi farklılığını ortaya koymasıdır. Kimlik bütün şartlarda sahip olunan niteliklerin toplamıdır. Bir kişi ya da toplumu kendisi yapan ve diğerlerinden ayıran niteliklerin tamamıdır. Yani kimlik beni ben yapan değerlerin toplamıdır. Kimlik aynı zamanda kişinin resmidir. Toplum içindeki adresidir. Kimlik kavramı bir değerler manzumesidir. Bir kimseye, kimliksiz demek, değerlerden yoksun, adeta içi boş bir nesne anlamına gelir..Kimlik taşıyana özgünlük ve öznelik kazandırır..İslami kimlik kuru bir iddia olmaktan öte kuşatıcı bir program ve hayatı İslamileştirmeye yönelik bir çıkıştır.

Ramazan KAYAN

KİTAB’UL KALB

Kalbsiz bir dünya, atşe topu ve kan deryasından başka bir şey değildir… Kalp merkezli insan; halifedir, şahittir.. Kalp merkezli aile, cennetten bir köşedir.. Kalp merkezli oluşumlar; yed-i Kudretin devrede olduğu rahmet ortamlarıdır. Kalp merkezli toplumlarda; insan insanın kardeşidir. Kalp merkezli bir dünyanın insanlığa müjdesi; rahmet ve adalettir. İşte günümüz insanın sorumluluğu burada başlıyor.. Modern dünyanın imha sürecinde kalp merkezli yeni bir dünya inşa etmektir.. Gerçek hayat, yürek seviyesinde sürdürülen hayattır. Kalbi ile var olan insan, geçmişi ve geleceği fethederek zaman üstü bir varlık haline gelir..

RAMAZAN KAYAN

İLK YARDIM KURSLARIMIZ BAŞLIYOR !

Hakca-Der ve Güngören Belediyesi işbirliği ile “Canımı seviyorum harekete geçiyorum” sloganıyla başlatılan “İlk yardım ve yangın eğitimi” kurslarına başvurular başladı.Eğitim seferberliği eğitimleri yaklaşık bir ay sürecek. 10-21 Şubat 2013 tarihleri arasında ilk yardım ve yangın kurslarına kayıtlar dernek yetkilileri tarafından yapılıp eğitimler 1 Mart 2013 itibariyle konferans salonunda başlayacaktır. Eğitimler sonucunda uzman ekipler, mahalle afet gönüllülerini oluşturup İlerleyen aşamada ise bu kişilere deprem sonrası arama ve kurtarma eğitimi verilecektir.

Verilecek eğitimler arasında, ev kazaları, kesik ve kanamalar, yanıklar, zehirlenmeler, çocukların cisim yutması, bayılmalar, çocuklarda havale ve ateş, kalp krizi, evlerde yangın çıkabilecek yerler, mutfak yangınları, LPG ve doğalgaz, baca yangınları ve zehirlenmeleri, gaz algılama dedektörleri, yangında binadan nasıl dışarı çıkılır, yangın söndürme tüplerinin tanıtımı yer alıyor.

UMRE PROVASI

Kuyulu Camii İmam Hatibi Mehmet ŞENYİĞİT, 14 Şubat’ta umre için yola çıkacak cami cemaatine yönelik bir umre provası düzenledi.

Programda umre ibadeti ile ilgili temel esaslar uygulamalı olarak anlatıldı.

ÜZÜLME

Üzülme!
Üzülebiliyorsan bir kalbin var demektir. Kalpsizler üzül(e)mezler ki. Ne mutlu sana ki, üzülebiliyorsun. Dokunan var demek ki kalbine. Ya dokunulmasaydı kalbine. Ya hüznün gönül toprağını karmasına izin verilmeseydi. Demek ki gözden çıkarılmadın. Demek ki sen hâlâ bir umut tarlasısın.

Üzülme!
Üzülüyorsan, Biri var ki cılız varlığını düştüğü çamurdan kaldırmak istiyor. Onun için dokunuyor kalbine. Kıymetini bil ki, üzmeye değer görüyor seni. Hüzünlerin kalbinin toprağını allak bullak ediyorsa, sen ekilmeye layık bir topraksın demektir. Kaygıların vuruşuyla tuz buz oluyorsa taş katılığında büyüttüğün güvencelerin, yarılan göğsüne umut fidanları dikiliyor demektir.

Üzülme!
Yüzün yerde geziyorsan, ellerin boynuna sarılı ise, içini ısıtacak haberlerin mürekkebi damlıyor olmalı ömrünün defterine. Kar yağıyorsa güvendiğin dağlara, yarının ovalarında rengârenk çiçeklerin olacak demektir. Hırçın fırtınalar sarsıyorsa sevinçlerinin zirvesini, rüzgârlar dövüyorsa umudunun yamaçlarını, bir yüce dağsın sen demek ki, az bekle, eteğinden serin pınarlar akmaya başlayacak demek ki…

Üzülme!
Üzülüyorsan, şımaramazsın. Kibrin kirli tuzağına düşemezsin. Kendini beğenmişliğin çamuruna dolaşmaz ayakların. Uzak geçersin isyanlı yollardan. Heveslerinin ardı sıra düşüp nisyan uçurumlarının başına sürüklenmezsin. Seni Biri yakınlığına çağırıyor demek ki… Gözden çıkarmamış olmalı seni.

Üzülme!
Üzülüyorsan, bir kutlu teselli kapısının önünde bekletiliyorsun demektir. Gözlerini kaldır vefasız dünyanın eşiğinden. Gönlünün elinden çıkar sebeplerin boş avuntularını. Umudunu kes sahte doymalardan. Yüreğini küstür coşkulardan. Kapı açıldı açılıyor demektir.

Üzülme!
Üzülüyorsan, kaybedeceğin bir şeyler var demek ki… Kaybedeceği bir şeyi olanlar çoktan kazanmışlardır. Eline geçmeyenleri saymakla tüketme nefesini, elindekileri saymaya başla. Hepsini saysan bile, nefesini saymaya nefesin yetmeyecek demektir. Bak işte zenginsin.

Üzülme!
Seni bir “İşiten” var. Seni senin kendini bile sevmenden önce O sevdi seni. Senin kendini bile bilmediğin unutuş kuyularından çekip çıkardı seni. Çektiğin acılara habire meşgul çalan telefonlar gibi kör ve sağır değil O. Yüreğinin her yangınına O yetişiyor. Ayrılıklarına ve sıkıntılarına metal soğukluğundaki plazalar gibi umursamaz değil O. Yitirdiklerinin hepsini sana iade edeceğine söz veriyor. Sevdalarına ve özlemlerine çok seçenekli sınav kâğıtları gibi tatsız ve tuzsuz formüller sunmuyor. Seni herkesten çok anlıyor, seni senin kendini düşündüğünden çok düşünüyor. Gözyaşlarınla imzalayasın istiyor yakarışlarını. Bir ebedî çerçevenin içinde, gösterişsiz bir kullukla fotoğraflamak istiyor seni. Dağılıp giden ömür kırıntılarının arasından sıcacık bir kardelen ümidi devşiresin istiyor. Keyfinin çatlak kabuklarının arasından sonsuz teselli pınarları akıtmak istiyor.

Üzülme!
Varlığının tenine çiziktir her hüzün. Varlığından haber verir üzüntün. Hatırlar mısın, bir zamanlar hatırlanmaya değer bir şey bile değildin? Hiç umursanmadan çöpe atılabilecek kirli bir su iken sen, yüzüne bir tek O baktı. Kimselerin arayıp sormadığı, önemseyip adını bir kenara yazmadığı o günlerde, senin adını ilk O andı. Hatırını bildi. Seni yanına aldı. Hep yanında oldu. Sen seni unutup da başını yastığa koyduğunda bile, seni her defasında sabaha çıkardı. Sen Onu defalarca unuttun ama O seni asla unutmadı.

Üzülme!
O’nun en sevdiği kulu da yalnız kaldı. Taşlandı. Sürüldü. Yaralandı. Aç susuz kaldı. Yuvasına uzaktan gözleri yaşlar içinde baktı. Mağarada yapayalnız ve korunmasızdı. Senin gibi üzülen yol arkadaşına sonsuz müjdeler veren tebessümüyle fısıldadı: “Lâ tahzen, innAllahe meânâ.”

Üzülme!
Kaldır yüzünü yerden. Omuzlarından sarsıp kendine getirmek istiyor seni Sevgili. “Rabbin sana küsmedi ki…” Gözlerinin içine içine bak sevdiklerinin. “Rabbin seni unutup yalnız bırakmadı ki…”

Senai DEMİRCİ