MEHMET YAĞCI

ÖZ GEÇMİŞ …
Mehmet YAĞCI
1959’de İstanbul’da doğdu. Çok kıymet verdiği çocukluk yıllarında İstanbul un muhtelif meydanlarında yaşanan gelişmeleri gözlemleme fırsatı buldu.

İlk ve ortaokulu halen oturduğu mahallede, lise öğrenimini İstanbul İmam-Hatip Lisesinden 1979’da mezun olarak tamamladı. Aynı yılda Almanya’da bir seneye yakın fahri görevde bulundu.

1980’de lisans eğitimi için Mekke-i Mükerreme’ye gitti ve Ummu’l-Kurâ Üniversitesi Kulliyet ş-şeria kısm el-kitab ve s-sunne’de okudu.
1987’de Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden mezun oldu.

Çeşitli yayınevlerinde tercüme faaliyetlerinde ve turizm sektöründe idarecilik ve rehberlik görevinde bulundu.

1992’de Kazım Karabekir İmam Hatip Lisesi’nde başladığı Arapça dersi öğretmenliğine halen devam etmektedir.

Bunun yanı sıra 29 Mayıs Üniversitesi’nde ve çeşitli vakıflarda Arapça dersleri vermektedir.

Ortaokul yıllarında başladığı eğitim faaliyetlerini her daim daha faydalı metod arayışında olarak sürdürmüştür. Eğitimde düsturu : ‘ Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız ‘ olmuştur.

Özellikle, Türkiye’de Arapça öğretiminde metod hataları sebebiyle yaşanan zorlukları geliştirdiği yöntemlerle kolaylaştırmak, bu alanın bir tarzını teşkil etmektedir.

Arapçayı, çayı, İstanbul’u ve mehteri çok sevmektedir.

İki çocuk babasıdır.

ANNEMMM

SENİ ÇOK ÖZLEDİM …
ANNEMMM…

En çok naz yaptığım insan…

Kendi bencilliklerimin faturasını kestiğim…En çok kızdığım kişi…

En çok özlediğim yürek…

En çok sohbetine hasret kaldığım…

En çok gözlerini sevdiğim…

En çok yakın gördüğüm…

En çok… En çoğum…

Neredesin?

Meçhulde kaybolan güneşim…

Sesim… Soluğum… Nefesim…

Nerede kahkahan… Nerede o güzel sesin…

Hadi dön… Hadi gel… Ya ses ver… Ya da yüreğime sevmeyi öğrettiğin gibi unutmayı da öğret…Var mıydı böyle yalnız bırakmak?Var mıydı vefasızlık sevgimizde?Özledim…Çok…Çok özledim…

Sesim her defasında yankı yapardı o heybetli dağ yüreğinde…

Bazen hiç söylemediğim sözleri işitirdim o heybetli dağdan…

SEVİYORUM… Kelimesi yankı yapardı… Benim yüce dağım ses vermeden de seslenirdi bana… Şimdi nerelerde… Solmakta yapraklarım… Gelen mevsim kara kışın habercisi… SEN…

Seni seven beni kara kışın ortasında bir başıma bırakma…

Özledim… Çok… Çok özledim…

Söylemeyi çok gördüğüm kelimeleri haykırmak istiyorum…

Annemmmmmmmmmmmmmm!!! Seni seviyorum Seni seviyorum Seni çoookk seviyorum … Neredesin…

Bırakma elimi…

BİRAZ GÜLELİM

OCUĞU ANA OKULUNA BAŞLAYAN AİLELER

İlköğretim birinci sınıf ile ana sınıflarına kayıtları yaptırılan minikler, 10 Eylül Pazartesi günü hayatlarında yeni bir sayfa açmaya hazırlanırken, uzmanlar ailelere sakin ve kararlı olmalarını, çocuklarına güven duygusu vermelerini tavsiye etti.

Çocuk-Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Müge Tamar, ana sınıfına veya ilköğretim 1. sınıfa başlayacak çocuklarda, okulun başlangıç döneminde ”okul kaygısı” yaşanabileceğine dikkati çekerek, velilerin çocuklarının tutumuna göre kaygının aşılmasına yardımcı olacak davranışlarda bulunması gerektiğini belirtti.

Özellikle kaygı yatkınlığı olan, yeni durumlara alışmakta zorluk yaşayan çocuklarda bu sıkıntının görülebileceğini bildiren Tamar, çocukların ”anneden ayrılamama, sınıfta yalnız kalamama, okuldan korkma, okula gittiği zaman kendisinin ya da annesinin başına bir şey gelebileceği” gibi nedenlerle okula gitmede zorlanabileceğini ifade etti.

Prof. Dr. Tamar, okula başlarken her çocukta biraz kaygı olmasının normal olduğunu, ancak aşırı kaygının problemlere yol açabileceğini kaydederek, ”Birinci sınıfın ilk döneminde bizim en çok karşılaştığımız sıkıntı bu. Birçok çocuk zamanla uyumunu sağlar. Okul öncesi hazırlık sınıflarına gitmemiş çocuklar için daha zor olur uyum süreci. Okul öncesi eğitimi almış çocukta başlangıç daha kolay olacaktır” diye konuştu.

”ÇOK ÖĞÜT İŞE YARAMAZ”

Müge Tamar, bu durumla karşılaşacak anne babalara soğukkanlı davranmaları ve çocuğun rahatlamasını sağlamaları tavsiyesinde bulundu.

Anne ya da babanın da kaygılı olması halinde çocuğun kaygısının katlanacağını vurgulayan Tamar, şunları kaydetti:

”Annenin yüz ifadesi bile önemlidir, çocuk hisseder. Soğukkanlılık işe yarayacaktır. Çok öğüt işe yaramaz. Tutumlarımız, yaklaşımımız, sakinliğimiz çocuk için her zaman daha rahatlatıcıdır. Sakin ve kararlı olmalı, bu çocuğa güven duygusu verir. Anne, baba telaşlıysa böyle yaşar ve çocuk bu nedenle gerilebilir. Empati kurulup, ‘Benim yaptığım şey çocuğumu nasıl etkiliyor, konuştuklarımız hep beraber yaşanan bir keyifli ortam mı oluyor yoksa kendi gereksinimlerle durmadan konuşmam çocuğumu rahatsız mı ediyor?’ diye kendilerine sormalı. Kaygının uzadığı, ailenin baş edemediği durumlarda profesyonel yardıma başvurulmalı.”

http://www.aktuelpsikoloji.com/haber.php?haber_id=10686

OSMAN BİN AFFAN R.A

Resulullah’ın amcasının oğlu, damadı, dördüncü halife. Babası Ebû Talib, annesi Kureyş’ten Fâtıma binti Esed, dedesi Abdulmuttalib’tir. Künyesi Ebu’l Hasan ve Ebû Tûrab (toprağın babası), lâkabı Haydar; ünvanı Emîru’l-Mü’minin’dir. Ayrıca ‘Allah’ın Arslanı’ ünvanıyla da anılır.

Hz. Ali küçük yaşından beri Resulullah’ın yanında büyüdü. On yaşında İslâm’ı kabul ettiği bilinmektedir. Hz. Hatice’den sonra müslümanlığı ilk kabul eden odur. Hz. Peygamber ile Hz. Hatice’yi bir gün ibadet ederken gören Hz. Ali’ye Peygamberimiz şirkin kötülüğünü, tevhidin manasını anlattığında Hz. Ali hemen müslüman olmuştu.

Mekke döneminde her zaman Resulullah’ın yanındaydı. Kâbe’deki putları kırmasını şöyle anlatır: “Bir gün Resul-u Ekrem ile Kâbe’ye gittik. Resul-u Ekrem omuzuma çıkmak istedi. Kalkmak istediğim zaman kalkamıyacağımı anladı, omuzumdan indi, beni omuzuna çıkardı ve ayağa kalktı. Kendimi istesem ufukları tutacak sanıyordum. Kâbe’nin üzerinde bir put vardı, onu sağdan soldan ittim. Put düştü, parça parça oldu. Resulullah’ın omuzlarından indim. İkimiz geri döndük.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 384).

Resul-u Ekrem, en yakın akrabasını uyarmak ve hakkı tebliğ etmek hususunda Allah’u Teâlâ’dan emir alınca onları Safa tepesinde toplayıp ilâhî emirleri tebliğ edince, Kureyş müşrikleri onunla alay etmişti. İkinci toplantıyı yapmasını Hz. Ali (r.a.)’ye bıraktı, Ali de bir ziyafet hazırlayarak Haşimoğullarını davet etti. Resulullah yemekten sonra: “Ey Abdülmuttaliboğulları, ben özellikle size ve bütün insanlara gönderilmiş bulunuyorum.İçinizden hanginiz benim kardeşim ve dostum olarak bana bey’at edecek” dedi. Yalnız Ali (r.a.) kalktı ve orada Resulullah’a onun istediği sözlerle bey’at etti. Bunun üzerine Resul-u Ekrem, “Kardeşimsin ve vezirimsin ” diyerek Hz. Ali’yi taltif etti.Hz. Peygamber hicret etmeden önce elinde bulunan emanetleri, sahiplerine verilmek üzere Ali’ye bıraktı ve o gece Hz. Ali, Resulullah’ın yatağında yatarak müşrikleri şaşırttı. Böylece Hz. Ali, Hz. Peygamber’i öldürmeye gelen müşrikleri oyalayarak onun yerine hayatını tehlikeye atmış, bu suretle Peygamber’e hicreti sırasında zaman kazandırmıştır.

Hz. Ali, Peygamberimiz’in kendisine bıraktığı emanetleri sahiplerine verdikten sonra Medine’ye hicret etti. Medine’de de Hz. Peygamber’in devamlı yanında bulundu, bütün cihat harekâtlarına katıldı, Uhud’da gâzî oldu. Bedir’de sancaktardı. Aynı zamanda keşif kolunun başındaydı; hakim noktaları tesbit ederek Hz. Peygamber’e bildirdi. Bu mevkiler işgal edilerek, Bedir’de önemli bir savaş harekâtını başarıya ulaştırdı. Bedir gazasının başlamasından önce, Kureyşliler’le teke tek dövüşen üç kişiden biriydi. Bu döğüşte, hasmı Velid b. Muğire’yi kılıcı ile öldürdüğü gibi, Hz. Ebû Ubeyde zor durumdayken yardımına koştu ve onun hasmını da öldürdü. Kendisine “Allah’ın Arslanı” lâkabı ve Bedir ganimetlerinden bir kılıç, bir kalkan ve bir de deve verildi.

Hz. Ali, Bedir savaşından sonra Hz. Peygamber’in kızı Hz. Fâtıma ile evlendi. Nikâhını Hz. Peygamber kıydı. O zamana kadar Resulullah’la oturan Hz. Ali nikâhtan sonra ayrı bir eve taşındı. Hz. Ali’nin, Hz. Fâtıma’dan üç oğlu, iki kızı dünyaya geldi.Hicret’in üçüncü yılında Uhud savaşında, müslüman okçuların hatası yüzünden müşrikler müslümanların üzerine saldırmışlar ve Hz. Peygamber de yaralanarak bir hendeğe düşmüş ve düşman onun öldüğünü yaymıştı. Halbuki o sırada döğüşe döğüşe gerileyen Hz. Ali, Hz. Peygamber’in içine düştüğü hendeğe ulaşarak, onu korumaya almıştı. İki tarafın da kazanamadığı bu savaşta Hz. Ali birçok yerinden yaralanarak gazi oldu.Uhud savaşından sonra Hz. Ali “Benu Nadr” Yahudilerinin hainlikleri üzerine bu kabile ile yapılan savaşı bizzat idare etti. Bütün çarpışmalarda Hz. Ali kahramanca döğüşmüş ve müşriklerin en meşhur savaşçılarını öldürmüştür.

Hudeybiye barışında sulh şartlarının yazılmasında o memur edildi. Hz. Ali, sulhnameyi yazmaya şöyle başladı: “Bismillâhirrahmânirrahîm . Muhammed Resulullah….” Ancak müşrikler bu ifadeye itiraz ettiler. Hz. Peygamber, “Resulullah” yerine “Muhammed b. Abdullah” yazmasını Hz. Ali’ye söylemiş fakat Hz. Ali “Resulullah” ifadesinin yazımında ısrar etmiştir.Hz. Ali Mekke’nin fethi sırasında yine sancaktardı. “Keda” mevkiinden Mekke’ye girdi. Mekke kan dökülmeden fethedildi. Hz. Peygamber ile birlikte Kâbe’deki bütün putları kırdılar.Mekke’nin fethinden sonra Resulu Ekrem, Hâlid b. Velid’i Benu Huzeyme kabilesine gönderdi. Bu kabile ya cehaleti, ya da bedevî olmalarından, “müslüman olduk” anlamındaki “eslemna” kelimesi yerine “sabbena” dediği için Hâlid b. Velid hiddetlendi ve onlarla harp etti. Hz. Peygamber olayı duyunca çok üzüldü. Hz. Ali’yi bu hatayı telâfi ile görevlendirdi. Hz. Ali Benu Huzeyme’ye giderek öldürülenlerin diyetini ödeyip mağdur olanların zararlarını telâfi etmişti.

Huneyn gazasında müslümanlar bir ara bozulup dağıldılar. Sayıları binleri bulduğu halde içlerinden ancak birkaç kişi sabredip dayanabildi. Hz. Ali bu savaşta yalnız sabırla tahammül etmekle kalmayarak gösterdiği yiğitlik ve kumandanlıkla İslâm ordusunun kendi safında toparlanmasını sağladı.Resulu Ekrem hicretin 9. yılında Tebük seferine çıkarken Hz. Ali’yi ehl-i beytin muhafazası için Medine’de bıraktı, ancak bu sefere katılamadığı için müteessir oldu. Bunun üzerine Resulullah: “Musa’ya göre Harun ne ise, sen bana karşı o olmak istemez misin?” dedi. Ali, bu iltifattan çok memnun oldu.Tevbe suresinin ayetleri nazil olunca, Resulullah Hz. Ali’yi Mekke’ye gönderdi. Bu suretle hiçbir müşrikin artık Kâbe-i Şerîfi bundan sonra haccedemeyeceğini bildirdi.Yemen bölgesinin İslâm’a girmesi zordu. Görev yine Ali b. Ebi Talib’e verildi. Hz. Ali “Bu çok güç bir iş” dedi. Resulullah da “Ya Rabb, Ali’nin dili tercümanı, kalbi hidayet nurunun memba olsun” diye dua edince, Ali, siyah bir bayrak alarak Yemen’e gitti, kısa süren irşadları sayesinde Yemen’in bütün Hemedan kabilesi müslüman oldu.

Hz. Peygamber’in vefatı sırasında, hücresinde bulunanların başında geliyordu. Hz. Ebu Bekir halife seçildiği sırada Hz. Ali Resulullah’ın hücresinde tekfin ile meşgul idi.Hz. Ömer devrinde devletin bütün hukuk işleriyle ilgilenip adeta İslâm devletinin baş kadısı olarak görev yaptı. Hz. Ömer’in şehâdeti üzerine yine devlet başkanını seçmekle görevlendirilen altı kişilik şûra heyetinde yer alıp, bu altı kişiden en sona kalan iki adaydan biri oldu.Hz. Osman’ın hilâfeti döneminde idarî tutumdan pek memnun olmamakla birlikte İslâm devletinin muhtelif vilâyetlerinden gelen şikayetleri hep Hz. Osman’a bildirmiş ve ona hâl çareleri teklif etmişti. Hz. Osman’ı muhasara edenleri uzlaştırmak için elinden gelen gayreti sarfetti.

Hz. Osman’ın şehâdetinden sonra İslâm’ın ileri gelen şahsiyetleri ona bey’at ettiler. Ancak onun bu dönemi Allah’ın bir takdiri olarak son derece karışık bir dönem oldu. Hilâfete geçtiğinde hâlledilmesi gereken bir çok problemle karşı karşıya kaldı. Bu karışıklıklar Cemel ve Sıffin gibi iç çatışmaları doğurdu. İslâm devleti bünyesindeki bu ihtilâfları giderme konusunda büyük fedakârlık ve gayretler gösterdi.Nihayet, Kûfe’de 40/661 yılında bir Hârici olan Abdurrahman b. Mülcem tarafından sabah namazına giderken yaralandı. Bu yaranın etkisiyle şehid oldu.

Hz. Ali devamlı olarak Hz. Peygamber (s.a.s.)’in yanında bulunduğu için Tefsir, Hadîs ve Fıkıhta sahabenin ileri gelenlerindendir. Hatta Resulullah’ın tabiri ile “ilim beldesinin kapısı” olarak ümmetin en bilgini idi. Hz. Peygamber yolunda insanları hakka iletmek için büyük gayretler sarfetmiş ve hilâfet dönemi iç karışıklıklarla dolu olmasına rağmen İslâm’ın öğretilmesi ve öğrenilmesi hususunda büyük katkıları olmuştu.

Medine’de duruma hakim olup yönetimi tam olarak eline aldıktan sonra öğretim için merkezde bir okul kurdu. Arapça gramerin öğretilmesini Ebu Esved ed-Düeli’ye, Kur’an okutma ve öğretme işini Abdurrahman esSülemi’ye, Tabiî ilimler konusunda öğretmenlik görevini Kümeyl b. Ziyâd’a verdi. Arap edebiyatı konusunda çalışma yapmak üzere de Ubade b. esSamit, ve Ömer b. Seleme’yi görevlendirdi. Devlet yönetimi ve hizmetlerini; maliye, ordu, teşrî ve kaza gibi bölümlere ayırarak yürütüyordu. Malî işleri, dağıtma ve toplama diye iki kısma ayırmazdı.Ümmetin malını ümmete dağıtırken de son derece titiz davranırdı. Kendisine bir pay ayırma noktasında gayet dikkatli olup, kimsenin hakkına tecavüz etmemekte de büyük bir örnek idi. Kendisini Kûfe’de görenler, kışın soğuğunda ince bir elbisenin altında tir tir titreyerek camiye gittiğini aktarırlar. Devlet yönetici ve memurlarının nasıl davranmaları gerektiği konusunda şu yönetmeliği hazırlamıştı.

Halka karşı daima içinizde sevgi ve nezaket besleyin. Onlara bir canavar gibi davranmayın ve onları azarlamayın .
Müslüman olsun olmasın herkese aynı davranın. Müslümanlar kardeşleriniz, müslüman olmayanlar ise sizin gibi bir insandır.
Affetmekten utanmayın. Cezalandırmada acele etmeyin. Emriniz altında bulunanların hataları karşısında hemen öfkelenip kendinizi kaybetmeyin .
Taraf tutmayın, bazı insanları kayırmayın. Bu tür davranışlar sizi zulme ve despotluğa çeker.
Memurlarınızı seçerken zalim yöneticilere hizmet etmemiş ve devletin suçlarından ve zulümlerinden sorumlu olmamış bulunmalarına dikkat edin.
Doğru, dürüst ve nazik kişileri seçin ve çıkar ummadan ve korkmadan acı gerçekleri söyleyebilenleri tercih edin.
Atamalarda araştırma yapmayı ihmal etmeyin.
Haksız kazanç ve ahlâksızlıklara düşmemeleri için memurlarınıza yeterince maaş ödeyin.
Memurlarınızın hareketlerini kontrol edin ve bunun için güvendiğiniz samimi kişileri kullanın.
Mektuplar ve müracaatlara bizzat kendiniz cevap verin.
Halkın güvenini kazanın ve onların iyiliğini istediğinize kendilerini inandırın .
Hiç bir zaman vaadinizden ve sözünüzden dönmeyin.
Esnaf ve tüccara dikkat edin; onlara gereken önemi gösterin, fakat ihtikâr, karaborsa ve mal yığmalarına izin vermeyin.
El işlerine yardım edin; çünkü bu yoksulluğu azaltır, hayat standardını artırır.
Tarımla uğraşanlar devletin servet kaynağıdır ve bir servet gibi korunmalıdır.
Kutsal görevinizin yoksul, sakat ve yetimlere bakmak olduğunu hiç aklınızdan çıkarmayın. Memurlarınız onları incitmesin, onlara kötü davranmasın. Onlara yardım edin, koruyun ve yardımınıza ihtiyaç duydukları her zaman huzurunuza çıkmalarına engel olmayın .
Kan dökmekten kaçının, İslâm’ın hükümlerine göre öldürülmesi gerekmeyen kimseleri öldürmeyin.
Hz. Ali bütün bu emirleri kendi nefsinde eksiksiz uygulayan bir halifeydi. Beş yıllık halifeliği çok önemli olaylarla, savaş ve sıkıntılarla geçmişti. Fitnelere karşı sonuna kadar doğru yoldan sabırla mücadele etmek istedi sonunda şehid oldu.Hz. Ali İslâm’ın bütün güzelliklerine vakıftı. Çünkü o, Resulullah’ın daima yanında bulunmuştu. Vahiy kâtibiydi, hâfız, müfessir ve muhaddisti. Hz. Peygamber’den beş yüzden fazla hadis rivayet etti.

Ahkâmın nazariyatından çok amelî keyfiyetine bakardı: “Halka anladıkları hadisleri söyleyiniz. Allah ile Peygamber’in tekzip edilmesini ister misiniz?” (Buhârî, İlim) demiştir.

Hz. Ali’nin, Hz. Fâtıma’dan Hasan, Hüseyin, Muhsin adlı oğulları ve Zeynep, Ümmü Gülsüm adlı kızları oldu.Hz. Ali âbid, kahraman, cesur, iyilikte yarışan, takva sahibi ve son derece cömertti.

Medine’de müslümanların durumu düzeldikten sonra, Hz. Ali de bir hizmetçi almaya karar verip, Resulullah’a gitti. Resulullah kızıyla damadının arasına girerek: “Ben size hizmetçiden daha hayırlısını haber vereyim. Yatarken otuzüç kere Allahü ekber, otuzüç kere Elhamdülillah, otuzüç kere de Subhanallah deyin” buyurdu.

Yine bir gün yiyecek çok az yemekleri olan Hz. Ali ile ailesi sofraya oturdukları sırada kapılarına bir dilenci geldi, onlar da yemeği dilenciye verdiler. Ertesi gün gelen bir yetime, üçüncü gün gelen bir esire yemeklerini verdiler. Bu olay üç gün sürdükten sonra şu ayet-i kerime indi: “şüphesiz en iyiler mizacı kâfur olan bir tastan içerler. Allah’ın kullarının taşıra taşıra içeceği bir kaynak. Adağı yerine getirirler ve şerri yaygın olan bir günden korkarlar. İçleri çektiği hâlde yiyeceği, miskine, yetime ve esire yedirirler. ‘Biz sizi ancak Allah’ın rızası için doyuruyoruz, sizden bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz. Doğrusu biz oldukça asık suratlı zorlu bir günden dolayı Rabbımızdan korkuyoruz’ derler. Allah da bu günün şerrinden onları korur. Onlara parlaklık ve sevinç verir.” (İnsan, 5/11)

Hz. Ali’nin “Zülfikâr” adı verilen meşhur bir kılıcı vardı. Kılıcın ağzı iki çatallı idi ve Hz. Ali’ye Resulullah tarafından hediye edilmişti.Hz. Ali’nin cömertliği, insanîliği, Resulullah’a olan yakınlığıyla edindiği büyük manevî miras onu yüzyıllardır halk inançlarında destani bir kişiliğe büründürmüştür. Bir gün onun dört dirhemi vardı. Birini açıktan, birini gizliden birini gündüz, birini de gece infak etti ve hakkında şu ayet-i kerime indi: “Mallarını gece ve gündüz, gizli ve açık olarak infak edenler. Onlar için Rabbleri katında karşılıkları vardır ve üzülecek de değillerdir.” (el-Bakara, 2/274).

Hz. Ali’nin peygamberimizden rivayet ettiği bazı hadis-i şerifler:

“Günah işleyen biri pişman olur, abdest alır namaz kılar ve günahı için istiğfar ederse Allah’u Tealâ Nisâ suresinde ‘Biri günah işler veya kendine zulmeder sonra pişman olup Allah’u Teâlâ’ya istiğfar ederse Allah’u Teâlâ’yı çok merhametli ve af ve mağfiret edici bulur’ buyurmaktadır.”

“Üzerinde farz namaz borcu olan kimse, kazasını kılmadan nafile kılarsa boş yere zahmet çekmiş olur. Bu kimse, kazasını ödemedikçe Allah’u Teâlâ onun nafile namazlarını kabul etmez. ”

“Malınızın zekâtını veriniz. Biliniz ki, zekâtını vermeyenlerin bunu vazife kabul etmeyenlerin namazı, orucu, haccı ve cihadı ve imanı yoktur. “Peygamberimiz (s.a.s.) Hz. Ali’ye buyurdu: ” Ya Ali, altıyüzbin koyun mu istersin, yahut altıyüzbin altın mı veya altıyüzbin nasihat mı istersin ? ” Hz. Ali dedi: “Altıyüzbin nasihat isterim.” Peygamberimiz buyurdu: “Şu altı nasihate uyarsan altıyüzbin nasihata uymuş olursun:

Herkes nafilelerle meşgul olurken sen farzları ifa et. Yani farzlardaki rükünleri, vacipleri sünnetleri, müstehapları ifa et.
Herkes dünya ile meşgul olurken sen Allah’u Teâlâ’yı hatırla. İslâm’a uygun yaşa; İslâm’a uygun kazan; İslâm’a uygun harca.
Herkes birbirinin ayıbını araştırırken sen kendi ayıplarını ara. Kendi ayıplarınla meşgul ol.
Herkes dünyayı imar ederken sen dinini imar et, zinetlendir.
Herkes halka yaklaşmak için vasıta ararken, halkın rızasını gözetirken sen Hakk’ın rızasını gözet; hakka yaklaştırıcı sebep ve vasıtaları ara.
Herkes çok amel işlerken sen amelinin çok olmasına değil, ihlaslı olmasına dikkat et.
“Hz. Ali buyurdu:

“Kişi dili altında saklıdır. Konuşturunuz, kıymetinden neler kaybettiğini anlarsınız.”

“İnsanın yaşlanıp Rabbini bildikten sonra ölmesi, küçükken ölüp hesapsız Cennet’e girmesinden daha hayırlıdır. ”

“Kul ümidini yalnız Rabbi’ne bağlamalı ve yalnız günahları kendini korkutmalıdır. ”

“Cahil, bilmediğini sormaktan utanmasın. Âlim, içinden çıkamayacağı bir meselede en iyisini Allah’u Teâlâ bilir’ demekten sakınmasın.”

“Sizin için korktuğum şeylerin en başında, nefsinin isteğine uymak ve uzun emelli olmak gelir. Birincisi hak yoldan alıkoyar; ikincisi ise ahireti unutturur. ”

“Amellerin en zoru üçtür. Bunlar; nefsin hakkını verebilmek, her halde Allah’u Teâlâ’yı hatırlayabilmek, kardeşine bol bol ikramda bulunabilmektir. ”

“Takva, hataya devamı bırakmak; aldanmamaktır . ”

“Kalpler, kaplara benzer. Hayırlı olanı, hayırla dolu olanıdır.””Bana bir harf öğretenin kölesi olurum. ”

Hz. Ali bu ümmetin en ileri gelenlerinden biri olarak İslâm’ın bize kadar gelmesinde büyük rolü olan sahabelerdendir .

BUNLARI BİLİYOR MUYDUNUZ?

‘En güçlünüz, en dayanıklınız, razı olduğu zaman, rızası kendisini günaha ve batıla sokmayan, öfkelendiği zaman da öfkesi kendisini saptırmayan, muktedir olduğunda ise, kudreti kendisini haksızlık yapmaya sevk etmeyen kimsedir.’

• Yılanlar duyamaz.

• Sineklerin 5 tane gözü vardır.

• Kirpiler suda batmaz.

• Yunuslar bir gözü açık uyurlar.

• Kuşlara şimşek çarpmaz.

• Sığırların midesi 4 bölümdür.

• Kelebekler ayaklarıyla tat alırlar.

• Sadece dişi sivrisinekler ısırır.

• Deve 250 litre su içebilir.

• Develerin 3 tane kaşı vardır.

• Istakozların kanı mavi renktedir.

• Çekirgenin kulağı dizindedir.

• Zürafanın ses telleri yok, dili 35 cm kadardır.

.• Atlar 1 ay kadar ayakta kalabilirler.

• Kangurular geri geri yürüyemezler.

• Timsahlar dilini dışarı çıkaramazlar.

• Kediler şeker tadını ayırt edemezler.

• Yetişkin bir ayı, at kadar hızlı koşabilir.

• Baykuş mavi rengi görebilen tek kuştur.

BUNLARI BİLİYOR MUYDUNUZ?

Yüzyıllar önce Semerkant, Bağdat ve İstanbul’dan Latinceye veya Fransızcaya çevirilen kitaplar ve buluşlar ilk bulan alimler göz ardı edilerek Avrupalı bilim adamları tarafından nasıl sahip çıkıldı?

Dekart, Galile, Kopemik, Newton, Lavoisier, Kepler, Wright Kardeşler, Toriçelli, Kristof Kolomb, Vasco de Gama…

İçinizde bunları tanımayan var mı? İlkokuldan başlayarak tanımaya başladığımız bu yabancı bilim adamları tarih kitaplarına bakarsanız, birçok önemli buluşun “ilk” sahibi. Yüzyıllar önce Semerkant, Bağdat ve İstanbul’dan Latinceye veya Fransızcaya çevirilen bir çok kitaplar ilk bulan alimler göz ardı edilerek Avrupalı bilim adamları tarafından sahip çıkıldı. Günümüzde batılı bilim adamları bunları yer yer itiraf etmektedirler.

Mesela “Newton’dan yerçekimini “ilk bulan” kişi diye bahsederiz. Oysa yerçekimini ilk keşfeden, bilim adamı, pek tanımadığımız bir müslüman: Razi’dir.

Şimdi gelin, Batı kaynaklı önyargıları bir kenara bırakalım ve bilimsel birçok buluşu “ilk” yapan İslam bilginlerini tanıyalım.

(Aşağıda isimleri geçen alimlerin yaşadıkları zamanları göz önüne alırsak son bir kaç yüzyılda ilim adına millet olarak hemen hemen hiç bir şey yapamadığımızı görüyoruz. Günümüzde üniversitelerimiz dünyada ilk 1000 e bile girmekte zorlanıyor ne yazık ki…)
İlk kağıt fabrikasını kuran alim İbni Fazıl

Kızamık ve çiçek hastalığını keşfeden; alim Razi

Mikrobu ilk tanımlayan alim Akşemseddin

Cüzzamı bulan alim … İbni Cessar

Vebanın bulaşıcı olduğunu bulan alim İbni Hatip

Verem mikrobunu bulan alim Kambur Vesîm

Retina tabakasını bulan alim İbni Rüşd

İlk göz ameliyatını yapan alim Ammar

İlk kanser ameliyatını yapan alim Ali bin Abbas

Küçük kan dolaşımını bulan alim İbnünnefis

İlk Tabipler odası başkanı Ali bin Rıdvan

Sıfırı ilk kullanan alim Harizmi

Trigonometriyi ilk bulan alim Battani

Tanjant, kotanjant ve kosekantı ilk kullanan alim Ebul Vefa

Trigonometri kitabını yazan alim Nasiruddin Tusi

İlk trigonometrik dönüşüm formülünü bulan alim İbni Yunus

Binom formülünü ilk bulan alim Ömer Hayyam

İlk difransiyel kitabını yazan alim. Sabit bin Kurra

Ondalık kesiri ilk bulan alim Gıyaseddin Cemşid

İlk usturlabı yapan alim Zerkali

Dünyanın döndüğünü keşfeden ilk alim Biruni

Dünyanın çevresini ilk ölçen alim Musa kardeşler

Güneşin yüzündeki lekeleri ilk bulan alim Fergani

Yıldızların yer ve açıklıklarını ölçen ve ilk cetveli geliştiren alim Cabir bin Eflah

İlk otomatik kontrol sistemleri tasarlayan alim Ahmet bin Musa

Sibernetiği ilk kuran alim İsmail-El Gezeri

İlk optik temellerini koyan alim İbni Heysem

Sesin .fiziki açıklamasını ilk yapan alim Farabi

İlk torna tezgahını yapan alim İbni Karara

Kanatlarla uçan ilk alim Hazerfen Ahmed Çelebi

İlk uçağı yapan alim Ebu Firnas

Yer çekimini ilk bulan alim Razi

Sarkaçlı saati ilk yapan alim İbni Yunus

Maddelerin özgül ağırlığını ilk hesaplayan alim Hazini

Atomun parçalanabileceğim ilk bulan alim Cabir bin Hayyan

Gök kuşağını ilk açıklayan alim Kutbettin Şirazi

İlk kimya laboratuarını kuran alim. Cabir

Saf alkolü ilk elde eden alim Razi

Fosforu ilk bulan alim Beşir

Havan topunu ilk bulan alim Fatih Sultan Mehmed

İlk kıta seyahatnamesini yazan alim İbni Battuta

İlk dünya haritasını çizen alim Mürsiyeli İbrahim

İlk ecza kitabını yazan alim İbni Baytar

الحِكَم والأمْثَال في اللّغة العَرَبِية

المعلومات …
الحِكَم والأمْثَال في اللّغة العَرَبِية

نُصرَةُ الحَقِّ شَرَف

Hakka yardım etmek şereftir.
ـ لا تَكنْ صَلْباً فتُكسرْ ولا ليّناً فتُعْصَر .

Pek yaş olma sıkılırsın, pek’ de kuru olma kırılırsın.
مَنْ تدخّلَ فيما لا يعنيهِ لقيَ ما لا يرضيهِ.

Kim ilgilendirmediği işe karışırsa, razı olmadığı şeylerle karşılaşır.
مَن دَقَّ دُقَّ .

Çalma kapım, çalınır kapın. (Çalma elin kapısını; çalarlar kapını)
وَغَيرُ تَقيٍّ يَأمرُ النّاسَ بالتُّقى.

Takva sahibi olmayan kişi başkasına takvalık emreder.
إنْ كُنتَ كَذوباً فكُنْ ذّكوراً.

Yalancı da olsan, söylediğini hatırla.
المَرءُ عَدوُّ مَا جَهِل.

Zamanı ayıplarız halbuki ayıp bizdedir.
حِيلةُ مَنْ لا حِيلة لهُ الصّبرُ.

Çaresiz olanın çaresi sabırdır.
إنْ كُنتَ رِيْحَاً فَقَد لاَقَيْتَ إعْصَاراً.

Eğer rüzgâr isen fırtına ile karşılaşırsın. (Rüzgar eken, fırtına biçer.)
في التّأني السّلامة وفي العَجلة النّدامة / مَنْ تأنّى أدْرَكَ ما تمنَّى.

İtidalde selamet, acelede nedamet vardır, İhtiyatlı davranan umduğuna ulaşır.
أفَةُ العِلمِ النِّسيَان.

İlimin belası unutmaktır.
الإنتِظار أشَدُّ من النَّار

Beklemek ateşten beterdir.
الإنسَانُ عَبْدُ الإحْسَان.

İnsan ihsanın esiridir.
حُسنُ الأخْلاق كُنوزُ الأَرزَاق

Güzel ahlak rızk hazineleridir.
رُبَّ قَولٍ أنْفَذُ مِن صَولٍ.

Nice söz vardır ki, yiğitçe saldırıdan etkilidir.
لا تَجرِ فيما لا تَدرِي.

Bilmediğin bir şeyin ardından koşma.
مَن حَفَرَ لأخيِهِ حُفرَةً وقَعَ فيها.

Başkasına kuyu kazan içine düşer.
الضِّحكُ مِن غَيرِ عَجَب مِن قِلَّةِ الأدَب.

İlginç olmayan bir şeye gülmek terbiyenin az olması demek.
المُؤمِنُ بِشرُهُ في وَجهِهِ وَحُزنُهُ في قَلبِهِ.

Müminin sevinci yüzünde, üzüntüsü kalbindedir.
الإنسانُ في التّفكير واللهُ في التّقدير .

(Her şey) İnsanın düşüncesi ve Allah’ın takdiri ile olur

البُعْدُ جَفَاءٌ
Gözden ırak olan gönülden ırak olur

إِيّاكَ أَعْنِي وَاسْمَعِي يَا جَارَّة
Kızım sana söylüyorum! Gelinim sen anla

حِبْرٌ عَلَى وَرَقٍ
(kağıt üzerinde mürekkep) Hiçbir etkisi yok

سَعَى إِلى حَتْفِهِ بِظُلْفِهِ
Kendi kuyusunu kendisi kazdı

لا يَمْنَعُ حَذَرٌ مِنْ قَدَرٍ
Tedbir takdiri bozmaz

لِكُلِّ حَسَنٍ عَائِبٌ
Her güzelin bir kusuru vardır

كُلُّ مَرَّةٍ تَسْلَمُ الْجَرَّةُ
Kedi gibi dört ayak üzerine düşüyor
نِصْفُ العِلْمِ أَخْطَرُ مِنْ الجَهْلِ
Yarım hoca dinden,yarım hekim candan eder

إِخْتَلَطَ الحَابِلُ بِالنَّابِلِ
Her şey birbirine karıştı

الدَّرَاهِيمُ بِالدَّرَاهِيمِ تُكْسَبُ
Para parayı çeker

http://www.arapcaokulu.com/

أسماء المهن

المعلومات …

أسماء المهن

المُحَامي (المُحامَاة) / المُحَامُون :

Avukat (Avukatlık)

2ـ الحَاكم (الحَاكميّة ) / الحُكّام :

Hakim. Yargıç (Hakimlik, Yargıçlık)

3ـ الصّيدَلي (الصّيدلَة) / الصَّيادِلة :

Eczacı (Eczacılık)

4ـ الطِّب (الطِّبابَة) / الأطِبّاء :

Doktor (Doktorluk)

5ـ النَّائِب (النِّيابة) / النُّواب :

Vekil (Vekillik)

6ـ الوَزير (الوِزَارة) / الوِزَراء :

Vezir (Vezirlik)

7ـ الخَيَّاط (الخِياطة) / ..ون :

Terzi (Terzilik)

8ـ الحَلاّق (الحِلاقَة) / ..ون :

Berber (Berberlik)

9ـ الخَبَّاز (الخِبازَة) / ..ون :

Fırıncı (Fırıncılık)

10ـ القَاضِي ( القضاء) / القُضاة :

Kadı (Kadılık)

11ـ المُهندس (الهندسة) / ..ون :

Mühendis (Mühendislik)

12ـ الجَزّار (الجِزارَة) / ..ون :

Kasap (Kasaplık)

12ـ الحِذاء (الحَذّاء) / الأحْذِية :

Ayakkabı (Ayakkabıcı)

13ـ الصَّياد(المَصْيَدة) / ..ون:

Avcı (Avluluk)

14ـ البَقَّال (البِقالة)/ ..ون:

Bakkal (Bakkalcılık)

15ـ النَّجار ( النِّجارة) / ..ون:

Marangoz (Marangozculuk)

16ـ الشَّاعر (الشّعر) / الشُّعَراء :

Şair (Şairlik)

17ـ الزَّبَال (الزِّبالَة)/ ..ون:

Çöpçü (Çöpçülük)

18ـ البَوَّاب/ ..ون:

Kapıcı

19ـ السَّمكري (السَّمكرة) / السَّماكِرة :

Kaportacı (Kaportacılık)

20ـ الخَضَر (الخُضري) / الخَضرَوات :

Sebzeci (Sebzecilik)

21ـ الفَاكِهة (الفَاكِهي)/ ..ون:

Manav, Meyve (Meyve satan)

22ـ بَاعَ (البَائِع، البَيَّاعْ)/ البَاعَة :

Sattı (Satıcı)

23ـ السّائق (السِّيَاقَة) / السُّواق :

Şoför (Şoförlük)

24ـ المُغنِّي(الغِناء)/ ..ون:

Şarkıcı, solist (Şarkıcılık )

25ـ الخَرَّاط(الخِراطة) / ..ون:

Torna (Tornacılık)

26ـ الخَزَّاف، الفَخَّاري(الخِزافة ـ الفِخارة)/ ..ون:

Çömlekçi (Çömlekçilik)

27ـ المُوظَّف(التَّوظيف)/ ..ون:

Memur (Memurluk)

28ـ المُعلّم، المُدرّس (التَّعليم، التَّدريس)/ ..ون:

Öğretmen (Öğretmenlik)

29ـ الرّئيس (الرِّئاسَة)/ الرُّؤساء :

Başkan (Başkanlık)

30ـ رَئيسُ الجَمهُوريّة (رِئاسَةُ الجَمهوُريّة) :

Cumhurbaşkanı (C. Başkanlığı)

31ـ رَئيسُ الوُزَرَاء (رِئاسَةُ الوِزَراء) :

Başbakan (Başkanlık)

32ـ رَئيسُ البَلديّة (رِئاسَةُ البَلديّة) :

Belediye başkanı (B. Başkanlığı)

33ـ المُحافِظ(المُحَافَظة)/ ..ون:

Vali (Valilik)

34ـ المُدير العَام (المديرية العامة)/ المُدَراء العامون :

Genel müdür (Genel müdürlük)

35ـ الجَوهري (بائع المُجوهًرات) :

Mücevherci (Mücevher satıcısı)

36ـ الُممثّل (التّمثيليّة) / المُمثلون :

Aktör, sanatçı (Sanatçılık, Sanat yapma)

37ـ الحَارِس (الحِرَاسَة)/ الحُرَّاس :

Bekçi (Bekçilik)

38ـ المُحاسِب (المُحاسَبة)/ ..ون:

Muhasebeci, sayman (Muhasebecilik)

39ـ الصَّائِغ (الصِّياغَة) / صَاغَة، صُيَّاغ :

Kuyumcu (Kuyumculuk)

40ـ المُصِّور(التّصوير)/ ..ون:

Fotoğrafçı (Fotoğrafçılık)

41ـ الفَلاَّح، الزَّارِعْ (الفِلاحَة، الزِّراعَة) / الفَلاّحُون، الزُّرّاعْ :

Çiftçi (Çiftçilik)

42ـ السِّمسَار، الدّلال، العَميل (السَّمسَرة)/ السَّماسِرة :

Komisyoncu (Komisyonculuk)

44ـ الخَفر (الخفارة) / خُفراء:

Nöbetçi (Nöbetçilik)

44ـ الحارس (الحِراسة) / حُرّاس :

Bekçi (Bekçilik

http://www.arapcaokulu.com/

أسماء الأدوات التي يستعمل في المطبخ

المعلومات …
أسماء الأدوات التي يستعمل في المطبخ و لوازم البيت

ـ خُبز / أخباز :

Ekmek

2ـ مِلح / أملاح :

Tuz

3ـ أرزّ، رُزّ :

Pirinç

4ـ سًكّر /سَكاكير :

Şeker

5ـ شَاي / شايات :

Çay

6ـ زُبدة / زُبَدْ :

Tereyağı

7ـ حَليب :

Süt

8ـ جُبن (ة):

Peynir

9ـ دُهن/ دِهان ، دُهون :

Katı yağ

10ـ زَيت / زُيوت :

Sıvı yağ

11ـ فُلفُل :

Biber

12ـ صَلصَة (مَعجون طَماطة)/ صًلصًات :

Salça

13ـ شَوك (ة) / أشواك، شوكات :

Çatal, diken

14ـ مِلعَقة / مَلاعِق :

Kaşık

15ـ صَحن (طَبق) / صُحون ، أطباق :

Tabak

16ـ قِنّينة / قَنانٍ :

Şişe

17ـ كأس (قَدَح)/ كُؤُوس, كَأْسَات / أقداح :

Bardak

18ـ ثَلاّجَة (بَرَادة) / ثَلاّجَات ، بَرّادات :

Buzdolabı

19ـ فِريزَر :

Dondurucu

20ـ طَبّاخ / طَبّاخات/ طّباخون :

Ocak, aşçı

21ـ كُوب / أكواب :

Kupa, bardak

22ـ مِملحة / مِملَحات :

Tuzluk

23ـ فِنجان / فناجين:

Fincan

24ـ إبريق القهوة :

Cezve

25ـ مِكنسة كهربائيّة :

Elektrikli süpürge

26ـ مَغسلة :

Lavabo, evye

27ـ سَلّة المهملات :

Çöp kutusu

28ـ صَدريّة / صَدريّات:

Önlük

29ـ كِبريت (شَخّاط ـ ة) :

Kibrit

30ـ قِدر / قُدور :

Tencere

31ـ مِنضدة / مَناضِد، مِنضَدات :

Masa

32ـ كُرسي / كَراسي :

Sandalye

33ـ صِينيّة / صَوانِ :

Tepsi, sini

34ـ تابل، بِهار / توابِل (بِهارات):

Baharatlar

35ـ مِفتاح العُلب :

Açacak

36ـ صَابون / صَوابين، صَابونات:

Sabun

37ـ إبريق الماء / آباريق:

Sürahi

38ـ مِطفحة (مَقصوصة الطّاهي) :

Kevgir

39ـ مِغرفة / مَغارِيف :

Delikli kepçe

40ـ مِلعقة الشّاي :

Çay kaşığı

41ـ بَيض / بُيوض :

Yumurta

42ـ طَحين (دَقيق) :

Un

43ـ عُلبة / عُلَب:

Kavanoz

44ـ قِدر بُخاري :

Düdüklü tencere

45ـ طاوة / طاوات :

Tava

46ـ قُوري (إبريق “غلاّية” الشّاي) :

Demli

47ـ كِتلي (إبريق ماء الحار):

Çaydanlık

48ـ هَاوَن / هاوَنات:

Havan

49ـ مِلقط / مَلاقِط :

Maşa, cımbız

50ـ غَسّالة الصُّحون (المَواعين) :

Bulaşık makinesi

51ـ غَسّالة الملابس / الغسّالات :

Çamaşır makinesi

53ـ رَندة / رَندات :

Rende

54ـ سِكّين / سَكاكين :

Bıçak

55ـ مَصفاية / مِصفايات :

Süzgeç

56ـ مُخلّل (طُرشي) :

Turşu

57ـ لَبن / ألبان :

Yoğurt

58ـ قِشتة، قَيمر :

Kaymak

59ـ مِنشفة / مِناشِف :

Havlu

60ـبَيْض مَقلِي :

Tavada yumurta

61ـ بَيْض مَسلُوق :

Suda haşlama (Rafadan)

62ـ فُوطَة المَائِِدة (كِلنس) / فُوطات :

Peçete

63ـ قائمة الطّعام / قَوائِم :

Yemek listesi

64ـ لَحْم خَروف بالمرَق / لُحُوم :

Kuzu yahnisi

65ـ لَحْم مَشوي ج. مِشواة :

Et ızgara

66ـ لَحْم مَقلي ج. مِقلات :

Et kızartma

67ـ شُوربة عدس :

Mercimek çorbası

68ـ شُوربة فَرخ :

Piliç çorbası

69ـ شُوربة طَماطم :

Domates çorbası

70ـ شُوربة بالرّوب :

Yayla çorbası

71ـ شُوربة لحم بالبيض :

Düğün çorbası

72ـ تشريب دجاج :

Tavuk çorbası

73ـ شِيش كباب :

Şiş kebap

74ـ فاصوليا بالزّيت :

Zeytinyağlı fasulye

75ـ سَلطة خُضرة :

Sebze salatası

76ـ مكرونة :

Makarna

77ـ تُعبُلة / تَعبُلات :

Meze

78ـ كُبّة مقليّة بالبصل :

Arnavut ciğeri

79ـ دَجاج بارد بالثُوم :

Çerkez tavuğu

80ـ سِتيك فِيلية :

Bonfile

81ـ شاورمة (كَص) :

Döner kebap

82ـ تِمّن، عِش ، طعام الأرز:

Pilav

83ـ قَمع مجروش :

Bulgur pilavı

84ـ بَرنيَّة :

Güveç

85ـ عَجَّة البيض :

Omlet

86ـ كَبدة :

Ciğer

87ـ مَلفوف :

Dolma, sarma

88ـ بَقلاوة :

Baklava

89ـ قَطايف :

Kadayıf

90ـ مُحلبيّة بالرّز :

Sütlaç

91ـ حَلوى / حَلويات :

Tatlı

92ـ خَل :

Sirke

93ـ الفَواكِة الطّاذجة :

Taze meyveler

94ـ الأكلات المَطبُوخة :

Pişmiş yemekler

95ـ رَف / رُفوف :

Raf

96ـ خَروف (مَقْلِي ، مَشْوِي) / خِرفان :

Koyun kızartma- ızgara

97ـ سَمك (مَقلِي ، مَشْوِي) :

Tavuk kızartma- ızgara

98ـ الساطور / السواطير :

Satır (alet)

99ـ الدجاجة /الدجاجات :

Tavuk

100ـ المَقلوبة :

Maklube

http://www.arapcaokulu.com/index.php?option=com_content&view=article&id=111